Baykuş….

Ocak 18, 2010

Kuzey ırak’ta gece intikal ediyoruz. Mevsim kış, gece olmasına rağmen etraf aydınlık. Kar yok ama soğuk çok. Önden çök emri geldi. Hepimiz ip gibi vaziyette çöktük. Soluklanmak için güzel fırsat ama terli vucutlarımız üşümeye başladı. Beklenen kalk emri bir türlü gelmiyor ön taraftan. Ya bir sorun var ama anlamıyoruz.

Bir baykuş sesi geliyor derinden, uzaktan, karanlığı yırtarcasına.

Guuuuuuuk….Guk…Grugruuru grugru guuuk…

Yırtıyor sessiz dağları sanki bir paçavra gibi. İnsanın içine işliyor sesi. Biliyoruz ki eşkiya da bunu sürekli yapıyor ve arkadaşları ile haberleşiyor. Murat uzman kısık sesle:

Bu gerçekten baykuş eşkiya değil. Bu kadar ince taklit yapamazlar. Ve bilirmisiniz baykuş’un hikayesini diyor kısık sesle. Anlat komutanım diyoruz bizde kısık sesle.

İki aşık varmış diyor Murat uzman, erkeğin adı Yusuf’muş. Yusuf alamazmış sevdiğini bir türlü babasından. Fakirmiş garipmiş. Vermem diyormuş kız babası önce karnını doyursun sonra gelsin. Yusuf ve sevdiği kaçmaya karar veriyorlar köyden beraberce uzak diyarlara. Ve kaçış akşam karanlığı ile başlıyor. Dereleri tepeleri aşıyorlar elele.

Karınlar acıkıyor ve bir çeşmenin başında oturuyorlar. Yusuf çıkınını çıkarıp ekmek ve çökeleği seriyor sevdiğinin önüne. Karınca kararınca yiyorlar birlikte. Yol uzundur hemen kalkıp tekrar düşüyorlar yola. Ama bir müddet sonra yusuf sevdiğine dönüyor ve.

Yemek çıkınımızı çeşmenin başında unuttum.Sen burada bekle ben hemen alıp gelirim diyor.

Zaman geçiyor ama yusuf bir türlü sevdiğinin yanına gelemiyor. Kız korkuyor karanlıktan ve usul usul bağırıyor. Ama ne ses ne seda.

Kız diyorlar baykuş olmuş dağlarda. Bağırıyormuş sevdiğine için için. Yırtarcasına o karanlık gecelerde dağları ormanları.

Yusuuuuf. Çıkını buldunmu çıkını……..

Tüylerimiz diken diken olmuştu. Vay be sözcükleri döküldü bazılarımızın dilinden. Artık kalk emri gelmişti. Ve ağır ağır bir bilinmeze doğru yürüyorduk.

Ve o hala yusuf’unu arıyordu tüylerimizi diken diken ederek….

Kurt köpeği….

Ocak 25, 2010

Şırnak’ taki birliğimizde pekçok çoban köpeğinin arasında bir de kurt köpeği vardı. Heybetli ve tipli bir hayvan olduğu halde bir o kadarda miskindi. Gece gündüz koğuşumuzun önünde yatardı. Fakat bu hayvan çok ilginçti ki bizimle vatan savunması için operasyonlara çıkardı :) )

Ne zaman görev için hazırlansak oda içtimaya geçerdi. Hayvan sezerdi birşeyleri. Aç arık arazide bizimle birlikte gezerdi. Havlamaz huysuzluk yapmaz disiplini asla bozmazdı. Göreve çıkan araçlara zorla binip arkerlerin arasına sıkışırdı. Askerler onu görünce kıkırdaşır: İt’te görev sorumluluğu var. Biz gitmesek diye dua ederken o gitmek için can atıyor derlerdi. Görev bitince de bizim koğuşun önünde gece gündüz yatardı.

Bir sabah helikopter pistinde görev için toplandık. helikopterlerin biri inip biri kalkmaktadır. Timler uçar hareket bölgeye indirilmektedir. Bizim it’te korku dolu gözlerle helikopterleri timlerin arasından izlemektedir. Ben görmedim arkadaşlar şöyle anlattılar. Cesaretini toplayan köpek bir helikoptere binmek için hareketlenir. Fakat onu gören helikopter teknisyeni astsubay yüksek sesle ve el hareketleriyle onu kovmaya çalışır. Hayvan helikopterin sesinden korkmuş ama ısrarcıdır binmek için. Sağa sola koşar helikoptere binmek ister. Teknisyende bindirmemek için kararlıdır.

O anda helikopterin içindeki tim astsubayı teknisyene bağırır.

-Bırak o bizden.. bizim eleman…

Bu hayvan çok geçmez kaybolur. Arayanda olmaz. Zimmetli olmadığı için herhalde. Ya arazide bırakıldı ya öldü ya da saf değiştirdi kimbilir. Ama tatlı bir anı ve isimsiz bir vatansever olarak belleklerimizde kaldı..

Sinek yaratmak…

Ocak 28, 2012

Tek tek saymadım ama söyleyenler dünya nüfusunun 7milyar insan olduğunu bildiriyor. Hiristiyanlar’ın nufusunun müslümanlardan fazla, yahudilerin nufusunun bunlardan çok az olduğu söyleniyor. Ateistlerinse tüm dünya nufusunun yüzde 5′i kadar bile olmadığı ifade ediliyor.

Ve dikkat edin şuan dünyada en nufuslu din olarak putperestlik yaşanıyor. Nasıl olur demeyin. Uzakdoğudaki milletlerin alayı putperest. Çin,japonya,kuzey güney kore,vietnam,kamboçya,tibet,tayvan,tayland vs vs. Hindistanın en az yarısı putperest. Dünyanın diğer yerlerindeki küçük putperest toplumlarıda sayarsanız rahat 2.5milyar insan. İlginç değilmi. O kadar semavi dine ve onca peygambere rağmen hala dünyanın üçte biri dünyanın en eski dini inancınını yaşıyor.

Yüce Allah yüce kitabında putlar dan ve putpereslikten bahsetmiş, putperestlerin ahrette büyük ve yakıcı bir azaba uğrayacaklarını bizlere bildirmiştir. Allah’u teala Hac sure’si 73.ayette onların durumunu kısa ve öz bir şekilde şöyle açıklıyor.

” Ey insanlar!

Kar taneleri…

Ocak 17, 2012

Saat gece yarısına yaklaştı. Soba son odununu tavanda alevler bırakarak ve kutur kutur ses çıkararak yakıyor. Perdeyi aralıyorum. Yerler beyazlamaya başlamış. Ne taraftan estiği belli olmayan hafif bir rüzgarla bir duman misali kar taneleri sağa sola savruluyor. Mevsimin ilk kar’ı bu. Zemherir fırtınası bu kocakarı deyimi ile. Sokak lambasının ışığında oynaşarak yere düşüyorlar. Çocuklar gibi seyre dalıp gülümsüyorum bu sevimli beyaz tanelere. Kar bir başka güzel görele’de. Dışarıda kimsecikler yok, in cin top oynuyor. Görele uykuya hazırlanıyor beyaz örtüsünün altında.
Ağaçlar yeni yeni kar tutuyor, tarladaki pancarlar kar altında. Arabalar sanki hayalet gibi beyazların içinde. Artık sarı,kırmızı, yeşil ve siyah yok. Sadece saf ve arı bir beyaz.

Rüzgarın etkisiyle kar taneleri camada vuruyor. Savruluyorda savruluyor birbirine karışarak yere ulaşıyor. Bir karaltı ilişiyor arabaların altında gözüme. Bir kedi bu. Ürkek ürkek ilerliyor. Ya şaşkın ya korkak hızlı hızlı koşup gözden kayboluyor. Minicik izler bırakıyor karların üzerinde.

Seyrekleşiyor kar’ın yağışı. Sokak lambasından anlaşılıyor. Yeter artık çok bile yağdımmı diyor. Yada biraz dinleneyim. Bir fırtınada sabaha doğru yaparım. Bu diyarları çok özledim. Bu dağlara, tepelere kısacası Görele’ye çok yakışıyorum.
Beni artık biraz misafir edersiniz.
Rengim beyaz, ruhum soğuk. Ben böyleyim işte, göründüğüm gibiyim…

Kara zıpkalılar…

Ocak 2, 2012

Üstten aşağıya simsiyah giyinmişler. Başlarında iki ucu bağlanmış siyah bir mendil veya kalın bir bez parçası. Üstlerinde sanki likralı gibi vucutlarına yapışan siyah bir gömlek. Altlarında kalçadan biraz bol, paçadan dar siyah bir pantolon. Ayaklarında siyah bir bot.
Bazılarının tabancası var, hepsinin belinde kısa kılıç. Bir taraflarında çakı, bıçak, tütün tabakası. Diğer taraflarında matara yada azık çantası. Göğüslerine çaprazlama astıkları fişeklikler. Boyunlarından asılan küçük metal kutuda mukaddes muskaları. Ellerinde vatandan sonraki en önemli şey, yılan gibi duran mavzerleri.
Fotoğraflar kimbilir nerede çekilmiş. Çoğunun sıla’dan çok uzaklarda çekildiği belli. Her bir fotoğraf en az 90 senelik. Poz’da vermişler görün ki nasıl. Bizim askerlikte çektirdiğimiz alengirli pozlar gibimi. Kimi çatık kaşlı, kimi mahsun yüzlü. Kimi de derin düşüncelerde. Bazısı da sanırsınız eğlenceden gelmiş, yüzü gülüyor. Kararlılar, ölüme her an koşarcasına gidecek gibi. Cesurlar ve herşeye hazırlar. Hele 5′i 6′sı bir araya gelmiş siyahlar içinde cehennem zebanileri gibi…

Toplanmışlar bir araya, kara kader gibi kapkaralar. Kemençeci çalıyor yüzleri gülüyor, bir ritim horon oynuyorlar. Karadeniz gibi köpürüyor,çalkalanıyorlar. Ölüme dimdik hazırlar. Horon oynayarak gidiyorlar.
Onlar yurtlarından yüzlerce kilometre uzakta, herşey vatan sloganı ile sıla’larından, eşlerinden, çocuklarından,analarından ve babalarından gönüllü ayrılmış Giresun Uşakları. Birinci cihan harbinde, Sakaryada,Kafkas cephesinde, dumlupınarda,inönüde ismini tarihe kan ile yazdırmış namıdiyar Kara Zıpkalılar. Onlar o zor günlerde, yurtları işgale uğramadığı halde gönüllü yurtlarından kopmuş ve vatanları uğruna can vermiş isimsiz Giresun kahramanları.
M.K.Atatürk’ün bile yakın koruma olarak aldığı.. Meclise bile muhafız olarak beğendiği yiğit ve gözü kara Giresun uşakları.
Bu vatan için sıla’larından kopmuş, ailelerine mezarlarını bile bırakamamış, sadece siyah beyaz puslu fotoğraflarda kalmış o isimsiz kahramanlara yüce Allah’tan rahmet ve afiyet diliyorum.
Mekanları cennet olsun. Allah hepsinden razı, Resulullah şefaatçi olsun…
Amin…

( Sarı ) Kırmızı’yı severler…

Aralık 27, 2011

Hepizin gönlünde, fanatiklik seviyesinde bir futbol kulübü tutma hastalığı vardır. Kimimiz fenerbahçe veya beşiktaş, bazımız trabzon veya konya şekersporu tutarız. Herbirimizin gönlünde bir aslan yatar. Çoğumuz hiçbir beklentimiz veya menfaatimiz olmadan bu spor kulüplerine gönül veririz. Onlarla üzülür,çocuklar gibi seviniriz. Onlar için kavga ederiz.
Parti tutarız, bırakırız. Bir derneğe gönül veririz hoşumuza gitmez bırakırız. Sevgilimiz den ayrılırız, karımızı boşarız. Sevdimiz işimizi bırakır, arabamızı satarız. Nadir olsada dinini bile değiştirenlerimiz vardır. Ama tuttuğumuz takımı asla değiştirmeyiz.
Bazen gönül verdimiz takımın kötü bir döneminde kuyruğu dik tutmak, baskılardan kurtulmak için umursamaz birtavır takındığımız zamanlar olsada, içimizde kopan kıvılcımları yine biz biliriz.
Darağacında da olsa son sözümüz Ya Allah değilde sevdiği kulübümüz oluyor. Millete nisbet kocaman bayrakları binalarımıza asar, sırf gıcık olsun diye rakip takımı tutan arkadaşımızın yeni doğmuş çocuğuna kulübümüzün formasını hediye ederiz.
Bu aşk kelimelerle anlatılmaz birşeylerle ifade edilmez. Takımımızın eşofmanını giyip dolaşmanın hazzı bir başkadır. Futbol ve taraftarlık çok farklı bir şeydir.
Biz de haliyle bir spor kulübü taraftarıyız. O nu sever, gurur duyarız. Onun için kızar, üzülürüz. Çocuklar gibi seviniriz. Renklerini görünce heyecanlanırız.
Biz de bir taraftarız.
Biz de bir…
GALATASARAY SK
taraftarıyız…

Kardeşler takımı…

Aralık 25, 2011

Bir çakırsöğüt askerlik anısı.

Üç ayda bir angarya bir iş için bizi bir hafta kampa sokuyorlar. Ya Alman televizyonu geliyor, ya bayram merasimi oluyor. Bu seferde üst düzey piyade komutanları geliyor. İster istemez bizi sike sike eğime alıyorlar. Bölgenin saygın muharip birliğiyizya artislik öylesine bizim komutanlarda. Üstümüz başımız bizlere düzelttiriliyor. Sökükler, kopuk düğmeler diktiriliyor. Kirliler yıkattırılıyor,saçlar traş ettiriliyor. Tekrar tekrar yanaşık düzen eğitimi veriliyor.
Yapacağımız iş 30 dk lik iş de formalitesi bizi öldürüyor. Her gün üst baş kontrol ediliyor eğitim veriliyor. Görünce güldüğümüz kasaturalar bile depolardan bulunup belimize takılıyor. Şu şırnakta 5 gün rahat yüzü görmedik ona yanıyorum.
Misafirlere kısa bir yanaşık düzen sonrasında düşman hattına sızma ve ablukaya alma gösterisi yapacağız. Yaralımız olacak güya onu helikoptere atıp hastaneye göndereceğiz. Bu işlerin hazırlığını yaparken gerçekten helikopter bile geliyor. Bir arkadaş yaralı modunda helikopterle gidiyor bir saat sonra yürüyerek geliyor. Yanlış hatırlamıyorsam bir veya iki timiz bu hazırlığı yapan.
Neyse gün geliyor koşar adım misafir komutanlarımızın karşısına çıkıyoruz. İp gibi, düdük gibi,çakı gibi. 10 civarında misafir komutan var karşımızda. Rahat hazırol, selam ver,tüfek omza gibi komutlardan sonra rahat komutuyla sakinleşiyor ortam. Hiç sorun yok. Tek ses tek nefes her şey nizami. Aralarından bir iki komutan bize doğru yaklaştı. Arkadan önden bizi inceliyorlar. Ortam gayet sakin. Bir anda arkadan bana bir temas hissettim. Bir anda şakırt diye esas duruşa geçtim. Tekmil verdimmi hatırlamıyorum. Misafır komutan bu seri hareketim karşısında biraz ürkmüş, biraz şaşırmış bir yüz ifadesinde idi.
-Aferin oğlum dedi yumuşak bir ses tonu ile.
Önümüzdeki komutanlar olayı gördükten sonra konuşma ya başladılar kendi aralarında.
-Efendim bunlar kardeş timi. -Oda ne oluyor.
-Komutanım bunlar aynı devre. Askerliğe beraber başlayıp, beraber bitiriyorlar.
-Kardeşler takımı öylemi.
Onlara birde şatafatlı bir düşman hattına sızma gösteriyoruz ki keyiften ilik gibi oluyorlar. Yaralı arkadaşı paket yapıp helikoptere atıyoruz. Misafirlerde tyatro bittikten sonra başka bir helikopterle gidiyorlar.
Bizde azar yemeden günü bitiriyoruz. Ödülümüzde hemen geliyor.
- Çantaları hazırlayın. Üç vakte kalmaz göreve gidiyorsunuz.
Gabar olur, cudi olur, kato olur. Orası gizli.

Daldan 3 elma düştü…

Aralık 21, 2011

Sene 1995 yılı galiba. Yani milattan 1995 yıl sonra bir eylül ayı. 4′e 4 çapında bir tam’da (tam:kiler,depo) komşumuzun fındığını bekliyoruz. Komşumuz celal amca ayağını kırdığı için harmana gelemiyordu. Fındık harmandan tam’a çoktan kaldırıldı da satışı bekleniyor. Celal amcanın durumu da böyle olunca fındık seyitle bize emanet edildi. Fındığın sahibinin oğlu seyit, ben ve köpek her gece tam’dayız . Operasyonel birlik gibi yüklü ve hazır kıtayız.
Yaş 19-20 ne güzel zamanlar. Sağolsun seyit beni bakıyor. Kuruyemiş ,meyve çay,bisküvi ve efes bira. Altımızda 4ton fındık,kimi çuvallanmış kimi çeç. Yerden 1.5 metre yukarda fındıkların içinde şakır şukur geziyoruz. Fındık yemek serbest ama ayrılmış kırıkları yemek şartıyla. Seyit sırf kafadan hasılat hesabi yapıyor. Bir karış ekranlı siyah beyaz mini tv oda çekerse tek kanal.
Birde radyomuz. En büyük eğlencemiz de bu. Her gece Beyaz dinliyoruz. Beyazıt öztürk o zamanlar radyoda meşhurdu. Kızlarla karılarla dalga geçiyor, o nu dinleyıp kıkır kıkır gülüyoruz. Adamda espirinin bini bin para.
Celal amcanın kırıkkalesini sökmüştük. Monte edene kadar canımız çıkmıştı. Onu hiç unutamam.
Köpek dışarıda ürse seyit elde silah müdafaya geçiyordu. Ne günlerdi o günler.
Çok yağmurlu bir gece. Dışarıda kıyamet kopuyor. Çatıya vuran yağmur sesinden birbirimizi duyamıyoruz. Bir ara köpek havlamaya başladı. Seyit elde silah dışarı çıktı. Dışarıda biri bize çağırıyor. Seyit cevap veriyor. Gelen bizim rahmetli serhat. Elde lux ışığı yanımıza gelmiş. Amaç hem ziyaret hemde benle bıldırcına gitmek. Ekip tamam. Gırla kıyamet gırgır şamata gidiyoruz.
Ne olacak üç genç bir araya geldimi her telden bir ses. Yanlız rahmetli gelince biraz huzurumuz kaçıyor. Eli ayağı durmuynr. Bir aşağıda bir yukarıda. Seyit kızınca o yıllarda iki kelimeyi çok kullanırdı. Köfte hor ve kitapsız.
Serhata bağırıyor. Lan köfte hor biraz kıçın yere otursun.
Neyse saatler geçtikçe ortalık biraz sakinleşiyor. Ama bu seferde serhat’te fındık yeme başlıyor. Nasıl bir fındık yeme. Mazallah 10 fare bir araya gelse bunu yapamaz. Yiyip yiyip sağa sola kabuklarını saçıyor. Tabi seyit duramıyor. Ya kitapsız serhat bari kırıklarını ye. Ulan akşamdan beri yarım çuval fındık yedin.
Serhat anlarmı birkaç laf da sokuyor seyide. Yemeye devam. O gece seyit bir kaç defa daha uyarıyor serhatı ama nafile. Dışarı da yağmur şiddetli devam ediyor. Serhatla ben bıldırcın aramaya çıkçaz ama ıslanmak tan korktuğumuz için bir türlü çıkamıyorz. Seyit yatın lan bu yağmurda başka işiniz yok mu diyor.
Işıkları söndürdük her birimiz bir yerde yatıyoruz. Yanlız serhat la ben konuşuyorum. Acaba kuş çıkmış mıdır. Çıkarmı. Çinkoya dan diye birşey düşüyor. Serhat bağırıyor. Hikmet kalk. Bıldırcın çatıya düştü.
Yan taraftan seyitin sesi geliyor.
-hee Bıldırcın düştü. Çatıya ağaçtan elma düştü.
:)

Ayı’nın selamı var…

Aralık 15, 2011

Çocukluk yıllarında büyüklerimizden selamı öğrendik bir din öğrenir gibi. Bir mekana girince selamün aleyküm deyin. Size de bu hitap yapılınca aleyküm selam deyin. Zamanla öğrendikki pek çok selam çeşidinin içinden belkide müslüman olduğumuz için bize hoş gelen bu idi. Hala bu şekilde selamlaşmayı çok severim. Bir mekana gireceksem ilk cümlem budur.
İnsanlarımız şükürki sıkça dini selamı kullanmakta. Bu selam şekli iki veya daha fazla kişi arasında ani bir sıcaklık ve güven duygusu sağlıyor. Kaynaşmayı sağlıyor.
Bu arada selamımıza selam,merhaba veya iyi günler diyenlerde var. Bunlar din diye birşeye değer vermeyen tipteki insanlar. Mümkün olursa bu tiplerin yanına zorda kalmadıkça uğramıyorum. Ve önceki davranışlarını unutmadan onların anlayacağı şekilde selam veriyorum.
Hatta selam almamayı huy haline getiren kibirli dinsizlerde varki onları dövesim geliyor. Bir defasında sinirimden elimi sertçe havaya kaldırdım ki uzaktan alınan bir selam muhatabımı benden kurtardı.
Bir video görüntüsü paylaşılıyor tv haber bülteninden. İnsanın gülümsememesi elde değil. Amerikada bir hayvanat bahçesi ve çitlerin arkasında bir boz ayı. İnsanlar el sallıyor, kocaman ayı ayağa kalkıp el sallıyor. Hey Allah’ım sen ne büyüksün. Ayı bunu belliki huy edinmiş. İnsanlarda muzipliği çakmışki hayvanı tebessümler içinde zorluyorlar. Hayvanda hiç boş geçirmiyor herkese selam veriyor. Yanında başka ayı da var ama o seyrediyor olup biteni.
Ağzı yok dili yok(yani konuşamıyor) hareketleri akla ziyan. Sanki anlamazlara iş öğretiyor.
Soruyorum sizlere.
Bu mu ayı yoksa bizim selam almazlar mı?

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE…

Aralık 15, 2011

” Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisini tutarsanız kurtuluşa erersiniz.”

Resul-u ekrem efendimiz bu hadisi şerifi ile tüm ashabını övmüş ve bir nevi çoğunu aslında büyük mertebe için müjdelemiştir. Ama direk 10 sahabenin ismini zikretmiştirki bunlara aşere-i mubeşşere veya mubeşsirun bi’l-cenneh yani hayatta iken cennetle müjdelenenler denilmiştir. Bu 10 sahabe ilk müslümanlardan olup hayatları boyunca Resulullahın yanında canları ve malları ile dini islam uğruna mücadele etmiş kişilerdir.
Yüce yaratıcı tarafından Resulullaha yardımcı olarak tayin edilmiş bu mubarek on sahabe taktire şayen hayatları, mükemmel kişilikleri, sonsuz teslimiyetleri ile gerçekten islam dini için eşsiz değerlerdir.
Onları tanımak ve isimlerini bilmek her müslüman için önemli bir görevdir. İşte bu 10 mubarek inci tanesi…
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE ( Cennetle müjdelenen on mubarek sahabe)

1-HZ.EBU BEKR SIDDIK R.A.
2-HZ. ÖMER BİN HATTAB R.A.
3-HZ. OSMAN BİN AFFAN R.A.
4-HZ. ALİ BİN EBU TALİB R.A.
5-HZ. TALHA BİN UBEYDULLAH R.A.
6-HZ. ZUBEYR BİN AVVAM R.A.
7-HZ. EBU UBEYDE BİN CERRAH R.A.
8-HZ. SA’D BİN EBU VAKKAS R.A.
9-HZ. ABDURRAHMAN BİN AVF R.A.
10-HZ. SAID BİN ZEYD R.A.

Maziye bir bakıver…

Aralık 10, 2011

Elimde yarmaça(uzun odun, okulda soba yakmak için) parçası gide gele okula bende usandim. Hocalarda yorulmuş olmalıki bizlerden bitirme sınavlarını basit yapıyorlar. 6 yıl olmuş ilkokula başlayalı bir 6 yıl daha gitsem anca bitecek. Hoca güya bana bitirme sınavında matematik sorusu soruyor. Ağaçta 10 kuş var. Tüfekle birini vurdum kaç kuş kalır.
Hiç kalmaz hocam dedim. Nasıl olur dedi. Diğerleri korkup kaçmıştır dedim. Hoca güldü. Tamam git dedi.
Sene 1960 li yıllar. Okulu bitirdim ya okumuş bir adam olarak babamın yanına gittim. Görelede sergicilik yapıyorum. O yıllar görele de elektrik yok. Su yok yok anam yok. Tamlarda yatıyoruz alışveriş yapıyoruz.
Görele o yıllar köy misali. İnekler yollarda otluyor. Köpekler çakal kovalıyor. Bit adam yiyor. Geride kalanların da kanını sivri sinekler emiyor. Görele o yıllar ne sokak ne cadde. Tarla bahçe..
Sohbeti dinleyen başka bir abi gülüyor ve…
Anneme dedim ki. Anne görele de sarap bahçesinde yer satılıyormuş. Köyden yer satalımda oradan bir yer alalım. Annem kızdi bana. Oğlum. Çakalmı bağartıcaz orada. Derlerdiki…
Demirci mehmet daylı köyündeki tüm yerlerini satıp çarşıdan yer alıp oraya göçmüş. Herhalde demirci mehmet aklını oynattı.
O yıllarda köy değerli imiş. Göreleye bakan yokmuş. Bataklik ve sivrisinek yuvası bir yermiş.
Dedem anlatırdı. 7 sene ilkokul 1 e gittim. Baktım 35 sene de bu iş bitmeyecek okulu bıraktım. Bari matematiği öğrenelim diye kahvehaneye gitmeye başladım. 51 oynaya oynaya matematiği kahvehanede öğrendim. Hemen kardeşimle bir bakkal dükkanı açtık ve ticarete başladık.
Tabii o yıllardaki ticaret şimdiki gibi değilmiş. Satılan şeyler tuz,yağ,gaz,şeker,bez,sabun.
Hiçbir esnafın kasasında tedavüldeki en büyük banknotu bozabilecek para yok. Zaten tüm görelede o paralara sahip 3 kişide yok.
Takım elbisesi olan çok az. İnsanların 2.bir elbisesi yok.
Araba çok az. Köylere patikalarla ulaşılıyor. Görele sokaklarını geceleri belirli yerlere asılan lux lambaları aydınlatıyor.
Gazete,dergi,televizyon hak getire. Tüm görelede 3 radyo yok. Olanlarda akülü sistem ve kahvehanelerde. İnsanlar orada radyo dinliyorlar. Ajanstan haberler.
Yurttan sesler…
Spiker anons geçiyor. Şimdi kürdi hicaskar bir parçayla ankara radyosu devlet sanatçısı Behiye Aksoy huzurlarınızda.
Maziye bir bakıver. Neler neler bıraktık…

Yalanmış…

Aralık 2, 2011

El hareketi ile karanlıkta masanın üzerinde bulmak istediğimi arıyorum. Hemen de buluyorum ve pencereye yaklaşıp camı açıyorum. Soğuk rüzgar ve yüzüme vuran yağmur damlalarıyla gayriihtiyari bir an titriyorum. Karanlıkta masadan aldığım paketin kapağını açıyorum. Hay aksi son dalmış. Ağzıma götürüyorum sigarayı ve çakmağı çakıyorum.

Çakmağın alevi bir an karanlığı deliyor sigarayla buluşuyor. Çekiyorum içime iki nefes dumanı bırakıyorum. Süzülüyor duman ve camdan dışarı akıp gidiyor.
Sıkıntılıyım biraz gündüze de geceye de sığamıyorum. Yağmur şiddetini artırdı. Sokak lambasına yansıyan ve caddedeki sular seyre değer güzellikte. Telefonu elime alıyorum. Menü-dosyalarım-müzikler. Anın anlam ve önemiyle ilgili şarkı. Tamam…
Ve mikrofonlarımız arı stütyolarında.
Görüşünü sevmesekte sesine bayıldımız Ahmet kaya söylüyor…
Yalanmış hepsi yalan…

Sokakta kimsecikler yok. Sadece su birikintilerine düşen yağmur damlaları. Çekiyorum bir nefes daha sigaramın ucu karanlakta alev alev yanıyor. Daha bir uzaklara bakıyorum. Görele artık uyuyor, kalan tek tük ışıklar. Hava çok ağır ve kasfetli. Düşünüyorum düşünüyorum hava soğuk biraz üşüyorum. Yaş 35i geçti ömrün yarısı bitti. Nasıl geçti yıllar anlayamadım. Yalan dünyada kar edemedim zarar ettim. Kar ettim diyende öyle sanıyor. 35 seneden birşey anlamadım. Sonrası mechul. Yağmur bir sis gibi akıp gidiyor önümden. Bakıyor bakıyorum. Cigaram artık bitti. Son bir kuvvetli nefes daha çekiyorum ve izmariti hızla fırlatıyorum. Uçuyor uçuyor ve yola düşüyor. Ahmet kaya şarkıyı bitirmiş nakaratını söylüyor.
Yalanmış hepsi yalan.
Yalanmış hepsi yalan.
Sevmek diye bir şey varmış.
Sevmek diye bir şey yokmuş….

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.