Öne çıkan

Baykuş….

Kuzey ırak’ta gece intikal ediyoruz. Bir ormanın içindeyiz. Mevsim kış, gece olmasına rağmen etraf aydınlık. Kar yok ama soğuk çok. Önden çök emri geldi. Hepimiz ip gibi vaziyette çöktük. Soluklanmak için güzel fırsat ama terli vucutlarımız üşümeye başladı. Beklenen kalk emri bir türlü gelmiyor ön taraftan. Ya bir sorun var ama anlamıyoruz.

Bir baykuş sesi geliyor derinden, uzaktan, karanlığı yırtarcasına.

Guuuuuuuk….Guk…Grugruuru grugru guuuk…

Yırtıyor sessiz dağları sanki bir paçavra gibi. İnsanın içine işliyor sesi. Biliyoruz ki eşkiya da bunu sürekli yapıyor ve arkadaşları ile haberleşiyor. Murat uzman kısık sesle:

Bu gerçekten baykuş eşkiya değil. Bu kadar ince taklit yapamazlar. Ve bilirmisiniz baykuş’un hikayesini diyor kısık sesle. Anlat komutanım diyoruz bizde kısık sesle.

İki aşık varmış diyor Murat uzman, erkeğin adı Yusuf’muş. Yusuf alamazmış sevdiğini bir türlü babasından. Fakirmiş garipmiş. Vermem diyormuş kız babası önce karnını doyursun sonra gelsin. Yusuf ve sevdiği kaçmaya karar veriyorlar köyden beraberce uzak diyarlara. Ve kaçış akşam karanlığı ile başlıyor. Dereleri tepeleri aşıyorlar elele.

Karınlar acıkıyor ve bir çeşmenin başında oturuyorlar. Yusuf çıkınını çıkarıp ekmek ve çökeleği seriyor sevdiğinin önüne. Karınca kararınca yiyorlar birlikte. Yol uzundur hemen kalkıp tekrar düşüyorlar yola. Ama bir müddet sonra yusuf sevdiğine dönüyor ve.

Yemek çıkınımızı çeşmenin başında unuttum.Sen burada bekle ben hemen alıp gelirim diyor.

Zaman geçiyor ama yusuf bir türlü sevdiğinin yanına gelemiyor. Kız korkuyor karanlıktan ve usul usul bağırıyor. Ama ne ses ne seda.

Kız diyorlar baykuş olmuş dağlarda. Bağırıyormuş sevdiğine için için. Yırtarcasına o karanlık gecelerde dağları ormanları.

Yusuuuuf. Çıkını buldunmu çıkını……..

Tüylerimiz diken diken olmuştu. Vay be sözcükleri döküldü bazılarımızın dilinden. Artık kalk emri gelmişti. Ve ağır ağır bir bilinmeze doğru yürüyorduk.

Ve o hala yusuf’unu arıyordu tüylerimizi diken diken ederek….

Ataş’ım…

Bir taraf imar edilmiş ve akabinde güzel bir bahçe, diğer tarafta sebebi insan olmuş Allah’ta inayet göstermiş orman olmuş. Bir ibreti farika. Ahada size fotosu.

Bir taraf tan insanlar sevimli menfaat güdüyor.Diğer taraftan ise insan dışındakiler menfaat güdüyor. Bana kalsa ikiside faydalı. Görünüşteki tezata rahmen.

Diğer tarafın fotosunu vermiyorum.

Bir taraf cennet bahçelerinden bir bahçe, diğer tarafsa şarkıdaki gibi

Burası derin orman
Görünmeyelim aman
Senin gibi güzelin
Canım yoluna kurban
Gadirganın başına
Dolu yağayır dolu
Seni gavurun gızı
Dursak bile ne olu

 

Tahmini bir hafta önce…

 

İşim bitti araç bekliyorum da can sıkıntısına bir ataş (ateş) yakıyorum.

Ateşi seyretmek ayrı bir lezzet. Tavuk kanat olsa, azıcık domates biber soğan…

Ayran üfff üf

Yoksa ne yapalım bakmakta güzel. Aklıma bir belgesel geliyor. Karı koca dağda merada zar zor bir ateş yakıyorlar. Adam seviniyor ve

  • Küçük kızımız tutuştu. Diyor. Karısı
  • Ateş neden dişi’dirki diyor. Adam
  • Çünkü ilgilenmek gerekiyor onla

Arı oğul atmış….

Kardeşim abi şuna bak dedi. Yaklaşınça hayretler içinde kaldım. Arı oğul atmış fındık dalına petekte kurmuş. Harika bir görüntü ve çekmeden yapamadım. Açık ortamda 10 gündür takip ediyorum bir gelişme kaydedemiyorlar. Sanırım çok kalmaz ölecekler. Bizede bu fani fotoları kalacak. Ve aklıma Nahl suresi geldi.

Nahl suresinde Yüce Allah diyorki arı’ya;

68 – Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.

69 – Sonra meyvaların hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.

 

 

Allah’ım sen büyüksünyücesin ,Rahman’sın,Rahimsin. İsmi azam sahibisin. Yoktan varedende ve öldürecekte sensin.Bizi hesap gününün dehşetinden koru. Bize azap etme Allah’ım. Biz yeterince bilemeyen nas’ız.

Bizleri affet. Senden başkada bir güvencimiz yoktur.

NOT: Bir Arıcı tarafından görülmüş ve bir boş kovana yerleştirilip götürülmüş. En azından eski durumlarında n iyi olacaklar.

15 Temmuz….

Pırıl pırıl bir 15 Temmuz akşamı. Binlerce yıldız gökte, milyonlarca yıldız yerde. Gözler gökte, eller kalpte. Tam bir yıl önceydi Reis gelin dedi bir ulus canlarıyla ve kanlarıyla tanklara karşı geldiler. Reis yine gelin dedi biryıl sonra yine bir ulus Yıldızlardan çok döküldüler yerlere.

Aziz millet, Dedelerinin asil torunlarıyine dedeleri gibi gözü kara, kararlı.Ne büyük millet ki bu millet, binlerce senedir ayakta. Devlet ismi değişir ama millet toprak değişmez.Çehreler değişir fakat kalpler değişmez.Şartlar değişir ama karar değişmez.

Başbakanımızın dediği gibi;

Çok yıldızlı bayrakların değil, ay yıldızlı bayrağın altında.

Pırıl pırıl yüzler. Ay’danda yıldız’dan da pak.

Söylenecek söz çok dil kifayetsiz.

Ben bir aciz kul;

Yüce Allah’tan bu vatan uğruna binlerce yıldır canlarıyla kanlarıyla mücadele etmiş tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, Gazilerimizede şükranlaımı sunuyorum.

Vatan tek

Bayrak tek

Millet tek

Devlet tek.

Ve bunlar bir hilal uğruna, Bu vatan yoprağının her karışını kanlarıyla ıslanmış yüzbinlerce şehidimizin  sayesinde olmuştur.

Bu mukaddese sahip çıkmak atalarımıza minnet vefa, torunlarımıza mirastır.

Mukakkaki

Vatan sevgisi imandandır.

 

 

Keskin soğuk…

Sanırım aralık 2016.

Sabah erkenden üç arkadaş av için harşıt(harşit) deredine gittik. Harşıtta sabah kırağısı olmuş her taraf kar yağmış gibi bembeyaz. Araçtan çıktık avlanıyoruz ama soğuk kesiyor. İçim titredi artık dönsek diye içimden geçiriyorum. Bu ne soğuk eklem yerlerime sanki buz dolu torbaları koymuşlar gibi. Arkadaşa soruyorum sende üşüyormusun diye ama çok üşüdüğünü söylemiyor.

Sözün özü bir saat sonra dönüyoruz. Arabanın kaloliferleride zayıf arabanın içinde de ısınamıyorum. Ve normal vaziyette kış modunda giyindiğim halde. Bu bana bir iş açacak diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Eve kendimi zor atıyorum ama nasıl canımdan can çıkıyor. Diz kapaklarımda iliklerime işleyen ağrı derecesinde bir üşüme. Şu av yüzünden yaşadığımız eziyete gülünmeyecek gibi değil. İliklerime kadar donuyorum.

Hemen diz kapaklarıma battaniye havlu sarıp yatıyorum. Birkaç saat sonra kendime biraz geliyorum. Bu nasıl bir soğuk. Yanlız şöför arkadaş da çok soğuk olduğunu onaylamıştı o gün. Ve arabadanda dışarı çıkmamıştı.

İşin ilginç olanı 2 ay sonra yine bir sabah harşıt deresine gitmiştik. Yerde bir karış kar ve çıtır çıtır buz vardı. Hayatımda ilk defa bir karın üzerinde batmadan katır kutur yürüdük. Yanımdaki arkadaşlar bile şaşırmıştı bu duruma. Karadenizde bir bölgede kar böyle donsun. Ve oldukçada soğuk olan o sabah bir önceki paylaştığım anıdaki kadar üşümedim.

Hadi sizlere selamün aleyküm…….

Bulutlar da benim gibi…

Gözlerim ufukta belli belirsiz kimi zaman kaybolup tekrar gözüken geminin ışıklarında. Ben gürültüyle kayalara vuran köpüklerin içindeyim. Şemsiyeme daha bir sarılıyorum. Yağmurmu yoksa dalgamı kapar. Yoksa gecenin bilinmezliği mi. Rüzgâr yanaklarımı durmadan ısırıyor.
Ben ben
Karanlıklar içindeyim.

Yıldırım,gökgürültüsü,yağmur,rüzgar

Daha bir sarılıyorum kabanıma şemsiyeme. Yağmur ne gaddar. Rüzgar acımasız. Isık ve ses tarifsiz korkutuyor.

Dövüyorlar

Dövüyorlar

Dövüyorlar beni.

Daha bir kuvvetle asılıyorum cıgarama.O ıslak gelmiyor duman o da benim gibi çaresiz. Daha bir dalıyorum ona. Bakıyorum da bakıyorum. Çok şeyler çok şeyler. Tesbih gibi çeksen epey çekersin. Dışarda fırtına yağmur damlalar yüzümden aşağı. Sırılsıklam.

Şemsiye,mont,pantolon, ayakkabı

Seçemiyorum,

Geminin ışıkları artık belli belirsiz. Görmek için daha bir kısıyorum gözlerimi ama nafile. Seviniyorum yinede. Başaracak o diyorum içimden. Fırtınaya rağmen kararlı ve tam istikamet üzere.

Kayboluyor artık.

Göremiyorum.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Belki birkaç bin yıl. Dalıyorumda dalıyorum. Uzun bir sessizlik. ve

Birden o ses….

Sabah ezanı……………………

 

Bu insanlara neler oluyor…

15 temmuz 2016

15 temmuz 2017

Bir hafta sonra tam bir yıl. İstediklerini yapamayan kudurukların son çaresi hain darbe girişimi. 250 şehit, 2000 üzeri gazi. İnsanlara en güvendikleri, canlarını mallarını namuslarını emanet ettikleri onları can bildikleri üniformalı gavatlar ateş etti. Bir millet sessiz kalmadı o piçler tanklarıyla uçaklarıyla silahsız vatan evlatlarını acımasızca vurdular.

Tanklar acımasızca ezdi. Uçaklar helikopterler insafsızca vurdu. Bu yeryüzünde görülmemiş gaddarlık. İnsafsızlık, edepsizlik.

Kimler:

Okyanus ötesindeki burnunuda memleketide pis pis karıştıran ve buradaki mevcut düzeni herzamanki gibi beğenmeyen eline silah verip adam yerine koyduğumuz dıbıçlar.

Bir tarih varsa başta bu millet yazar. Sonrakiler kopyalar. Bizler bu vatanı yurt edip kutsal saymış bir millet, suriyeli’miyizki kaçıp gidelim.

Asla asla.

Birileri ortadoğu gibi karıştıracaktı ama olmadı. Yine deneyecekler.

Ama bu millet ne yamandır bizden iyi biliyorlar.

Kurtuluş savaşından sonra bile onbinlerce şehit veren  bu vatan evlatları, şehit bayrağı asılmamış ne köy ne kasaba, nede mahalle ve sokak bıraktı. Şehitler tepesi hiç bir hafta boş kalmadı. Gencecik bedenler kara toprağa uğurlandı. Yüzbinlerce gazimiz kiminde kol yok ,kiminde bacak. Kimi yatalak kimi hahsun. Aileler ise hep hüzün. Hep hüzün.

Laf, gevezede bitmez. Bizde biter.

Ama birde bu insanlara neler oluyor.

Birşeylerin farkında olanlar nelerle uğraşıyor. Şuan benim ilçemde şu günlerde belediyenin tertiplediği Görele kemençe ve horon şenliği var. Millet horon tepip göbek atıyor. Hemde 15 temmuza bir hafta varken.

Ben yakıştıramam. Vatan için kutsal bir bayrama an varken. Şehitler ve gaziler bizden herhaldeki göbek değil dua bekler. Şu bir hafta hatımlerle ve hüzünle geçse. Ne olur düğünlerimiz biraz daha mantıklı olsa. Acaba sizin canpareleriniz gitse ve şu yapılanları izleseniz neler hisssedersiniz.

Sizlere neler oluyor.

Hergün bir şehidin düştüğü şu ortamda, aziz şehitlerin hatıralarına biraz özen göstermek lazım gelmezmi.

Ya gözü yaşlı şehit ve gazi yakınları….

Onlar bizleri izliyor.

Bizler çok şehit veren bir milletin fertleri olarak biraz daha dikkatli olmamız gerekir. Hele biz Topal osman ağanın düşmana pervasız uşakları olarak daha çok dikkatli olmamız lazım. Elin ne üdüğü belirsiz milletleri bir şehitleri olunca haftalarca yas tutuyorlar.

Bizde ise ateş düştüğü yeri yakıyor.

Gerisi…..

Yeni yıl. ..

31 Aralık 1998.

Araçlara biniyoruz. Haber dün ulaştı. Cudi’ye gidiyormuşuz. Hadi hayırlısı. Gitmek bir şey değilde artık çok yorulduk ve yoruldum. Sonuda yaklaştı teskereninde ondan mı olacak.
Bari yılbaşını birlikte oturarak geçirelim. Olmadı

Dışarda kar. Karda Ayaz. Gündüz Ayaz. Gecesi kesin Ayaz.

Kimsede moral yok. Dağdan şehre ineli hafta olmadı. Hareket ediyoruz. Herkes sus pus. Araçlar ilerliyor. Da yine terse yattık.

Nah Gabar a gidiyoruz. Araçlar Şenoba Beytüşşebap yoluna döndü. Yine komutanlar mesela yaniyi yedirdiler bize. Olsun farketmez çokta. Bakalım yeni adres neresi. ilginçtir bir bölük askeriz. Azız yani.

Araçlar kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Yamaçlar bembeyaz. Güneş ise gözü alıyor. Küçük piyade Karakolu Besta gözüktü. Hayret araçlar yavaşladı. Besta ya giriyoruz. Karakolun içindeyiz. Araçlardan iniyoruz. Hayret son durak burasıymış.
Bir çadıra çantaları koydurup, kentine geçiyoruz. Defalarca önünden geçip baktığımız bestaya da konuk olduk. Küçük bir birlik burası. Tanışıyoruz askerlerle. Birde Trebolulu çıkıyor epey sohbet ediyoruz.

Kantinleri küçücük. Loş ve pekme temiz değil ama askerler sıcak. Öğle yemeğide geliyor çok geçmeden. Yemek iyi değil ama yiyoruz. Neler yemedikki sanki daha önce. Yalnız ekmeğe çok takılıyorum. Belki bir haftalık. Kasaların içinde üstünden sanki kamyon geçmiş gibi ezilmiş mubarek ler.

Haber geliyor cudide pusu atacakmışız. Biraz sonra haber güncelleniyor karma bir tim çıkacakmış akşam üstü. Buda güzel yani yeni yılda oturup tv izlemek yüzde 50 ihtimal.

Listeler açıklanıyor ve ilk defa ben yokum tim arkadaşım bıxıci var. Tabi sevinemiyorum ayıp olur.

Onlar hazırlıklarını yaparken biz etrafı gezip sohbet ediyoruz. Burası küçük bir birlik ve gezilecek .çok alanda yok. Yanlız tehlikeli bir yerde konuşlanmış. Kendilerini koruyorlar ve düşmanın bu mıntıkadan geçişini zorlaştırıyorlar.

Akşam oluyor.Seçme ölüm timi arkalarına baka baka gündüz gelmiş olan polis ö.h. ile yola düşüyorlar. Zaten düzene bakılırsa iki km yol yürüyüp yaparlar. Angarya bir görev gibi Gözüküyor.
Neyse bizler tv başına yeni yıl yeni yıl demeye.
Kentinde epey oturuyoruz geride kalan işe yaramazlarla.
Vay be artık 1999 girdi. Bakalım bu 1999 da postu deldirmek nasip olacakmı. Bestada hoş bir gece geçiriyoruz en azından yorgan var soba olmasa bile.
Artık yatış zamanı. Yılbaşı bu kadar olur. Belki ana üste olsaydık belki bundan az kıyak olurdu.

Yatağa giriyorum. Şu piyadelik zor ya. Yatakları bile komedi. Her biri ayrı şekil. Asker çoğunu sevilen getirmiş. pembeli, mavili, dantelli, çiçekli…

Artık yatalım. Hikâyenin devamında vasat. Besta karakolu. Seni yıllar yılı unutamadım.
Bugün 1 ocak 2017

17-18 yıl olmuş.