Geçmiş zaman olur ki……..


Devir şimdi zamane devri. insanlar zamane insanları. Hepimizin cebinde cep telefonu, yarımızın evinde bilgisayar var.  Televizyonlar 24 saat yayın yapmaktalar. Habere ulaşmak show tv ile artık çok kolay:))). Dünyanın diğer ucunda olanları biliyoruz. Maçları canlı izliyoruz. Hatta savaşları bile. Askerde ki oğlumuzun ne yaptığını artık merak etmiyoruz. Her akşam komutanına tekmil verir gibi rapor ediyor. Anne sakal tıraşı olmamıştım komutan beni dövdü. Aman oğlum eli kırılsın onun bir yerin acıyor mu?

En uzak yer bağdat oda uçakla bir saat olmuş:))). Giresun’dan Trabzon’a bir zamanlar yürüme 3 4 günde gidilirken şimdi kendi taşıtıyla vatandaşımız Trabzon’dan İstanbul’a 24 saatte gidiyor geliyor. Hatta bu zaman zarfında sünnetine yetiştiği yeğeninin sünnet törenine de katılıyor. Vatandaş köyüne uçakla gidip aynı gün gübresini arazisine atıyor aynı gün uçakla dönüyor.

Vay anam vay……

Son sistem yataklarda yatıp, etin balığın akla gelmeyen pişirme yöntemlerini yapıyoruz. Bayan sohbetlerinde ay kız bugün portakallı ördek yaptım herif bayıldı.

Mobilyanın, giysinin modasını takip ediyoruz. Memleketin yarısı odun yapmayı unuttu doğal gazla ısınıyor. Bankalar kanki’miz oldu. Çocuğumuza bile güvenip veremediğimiz paramızı artık güler yüzlü bankacılara teslim ediyoruz. Vadeliye yaz kardeş diye. O da efendim bunu c tipi hisseye yatıralım diye akıl veriyor. İnsanlık yapıyor halın ce tebessüm ederek..

Bir zamanlar bir doktor bulmak için yüzlerce km yol katederken şimdi canımızı kurtarmak için doktor doktor geziyoruz. Hatta hoşumuza gitmezse azarlıyoruz anlamazsa dövüyoruz.

Dedem anlatıyor:

Abim dişini çektirmek için Trabzon’a yaya gitti. Doktor yokmuş geri döndü. Ve aynı gün dişini deniz kenarın da basit bir sıhhiye ye çektirdi.  Sıhhiyenin ismini verdi ama söylemeyeceğim yoksa suç duyurusunda bulunursunuz, adamın mezarını kazar hapse atarlar.Dedem devam ediyor anlatmaya:

Sene diyor 1954 sakarya tarafların da askerim. Kore’de askerlik yapmış bir vatandaş elimde siyah bir poşetin içinde su taşıyormuş Tabi millet ona bakıyor ve hayret ediyormuş. Dedem diyor ki ne poşeti, milletin evinde yemek yapacak ikinci bir tencere bile yok. Adam kore’de yıl 54 de Amerikalılardan poşet bulup Türkiye’ye getiriyor. Ve ekliyor. Benim askerlik yaptığım yerde insanlar tahta borulardan gelen suyu içiyorlarmış. Sağlık ekibi gelmiş ve kesinlikle içilemez raporu vermiş Ama ne çareki alternatifi yok.

Kasaba doktoru esnafın sattığı gıdalara yenilebilir raporu veriyormuş. Ama doktoru bir gün ayartmışlar ve bozuk balığa yenilebilir raporu verdirmişler. Tabi şikayet ve doktora bir sürü ceza verilmiş. Dedem diyor ki:

Hep yalın ayak gezerdik. Sadece çarşıya giderken çarık giyerdik. Yeni çarığımız 15 gün dayandımı sevinirdik diyor. Allah dedim şöyle ayağımıza bağsız geçireceğimiz dayanıklı birşey yok mu? Sonra Trabzon lastiği çıktı diye ekliyor. Çok dua ettim diyor yapana. Bir zaman sonra onunda iyi bir meret olmadığını anladık. Telefon neredeydi. Mektup en tatlı haberleşme yöntemi idi. O mis gibi kokulu zarflar gelir postacı bol bol öpülürdü bahşişi ile. O mektupta 2 ayda gider 2 ayda gelirdi ki siz yine en az 5 ay sonraya cevap beklerdiniz. Askerdeki bir tanıdığınıza mektup yazıp cevabını beklerken onun askerliği biter de gönderdiği mektup anca gelirdi.

Gazete sadece istanbul gibi yerlerde taze okunabiliyordu. Anadolu’ya 8 aylık gazeteler gelirdi ki kahvehanelerde yüksek bir masanın üzerine çıkılır yüksek sesle okuma yazma bilen biri tarafından okunurdu. Haberler kanun ve benzerlerini içerirdi ki gazete okunurken belki o kanun değişmiş olurdu.  Yine dedem anlatıyor köy medreselerinde imamlar ders verirlermiş. Ve anlatırlarmış:

Şu demir uçacacak bir gün, Şu tahta dil verip konuşacak. Hatta birgün öyle şeyler olacak ki mağrup ile maşrup arasını göreceksiniz.:)))

Tabi dinleyenler korkuya kapılıp ağlaşırlarmış. Allah o günleri bize gösterme diye.

Evlenmek işin yataklık bez kuyruğuna girenleri anlatır dedem. Bir yatak birkaç parça tabak ve küçük bir altın ve başlık parası yetiyormuş evlenmek için. Onuda yapamazdık korkardık evlenmekten diyor. Yine annem anlatır dedem bir radyo almış eve. Ev halkı sevinçlerine uçmuşlar. Tek fikrimiz onu dinlemekti diyor annem. Babam kızardı işler yarım kalıyor diye. Ama dayanamazdık, Muazzez abacı’nın sesine doyamazdık diyor. Ve dedem bilmiş bilmiş dermiş ki bunun görüntülüsü de çıkmış. İnanmazdık diyor annem, babam palavra atıyor diye.

Ne yıllar geldi geçti ki onun ve bunun kıymetini o zamanları yaşayanlar biliyor.

Şimdi 78 yaşındaki dedem cep telefonu kullanıyor. Çokta iyi anlamıyor ama işini görüyor. Diyor ki Allah:

Sanki içinde bir adam var tıkır tıkır yazıyor..:)))

Selamlar saygılar….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s