Keskin soğuk…

Sanırım aralık 2016.

Sabah erkenden üç arkadaş av için harşıt(harşit) deredine gittik. Harşıtta sabah kırağısı olmuş her taraf kar yağmış gibi bembeyaz. Araçtan çıktık avlanıyoruz ama soğuk kesiyor. İçim titredi artık dönsek diye içimden geçiriyorum. Bu ne soğuk eklem yerlerime sanki buz dolu torbaları koymuşlar gibi. Arkadaşa soruyorum sende üşüyormusun diye ama çok üşüdüğünü söylemiyor.

Sözün özü bir saat sonra dönüyoruz. Arabanın kaloliferleride zayıf arabanın içinde de ısınamıyorum. Ve normal vaziyette kış modunda giyindiğim halde. Bu bana bir iş açacak diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Eve kendimi zor atıyorum ama nasıl canımdan can çıkıyor. Diz kapaklarımda iliklerime işleyen ağrı derecesinde bir üşüme. Şu av yüzünden yaşadığımız eziyete gülünmeyecek gibi değil. İliklerime kadar donuyorum.

Hemen diz kapaklarıma battaniye havlu sarıp yatıyorum. Birkaç saat sonra kendime biraz geliyorum. Bu nasıl bir soğuk. Yanlız şöför arkadaş da çok soğuk olduğunu onaylamıştı o gün. Ve arabadanda dışarı çıkmamıştı.

İşin ilginç olanı 2 ay sonra yine bir sabah harşıt deresine gitmiştik. Yerde bir karış kar ve çıtır çıtır buz vardı. Hayatımda ilk defa bir karın üzerinde batmadan katır kutur yürüdük. Yanımdaki arkadaşlar bile şaşırmıştı bu duruma. Karadenizde bir bölgede kar böyle donsun. Ve oldukçada soğuk olan o sabah bir önceki paylaştığım anıdaki kadar üşümedim.

Hadi sizlere selamün aleyküm…….

Allah bereket versin….

Bir anda yataktan fırlıyorum. Perdeyi açıyorum. Vay be her taraf bembeyaz. Gün daha doğmamış ama her taraf aydınlık. Ammada çok kar yağmış gece boyu.20160125_164043

Yerimde duramıyorum hemen hazırlanıp acele dışarı atıyorum kendimi. Gün doğmasına en az bir saat var. Yürünecek gibi değil. Hiç iz yok yollarda. Ana yola çıkana kadar canım çıkıyor. Düşünüyorum. Fındıklıklara giremem. Orada hendekler kapalıdır. Burada 70cm kar var orası 1m kesindir. Gidersem geriye zor gelirim. Kolayı seçip dereye girmem lazım. Bir yer var orada kesin çulluk olur. Orada bulamazsam daha ileri gitmek delilik olur mecburen dönerim.büyük çulluk

Karları yara yara dereye ulaşıyorum. Derenin içine giremem kenardaki belirli bir sulaklığa bakacağım. Tipi yüzümü tıslıyor. Üstüm başım hep kar. Manzara harika.

 

Ve küçük sulaklığa ulaşıyorum. Tüfeği kavrıyor ve yavaş yavaş yaklaşıyorum. Etraf karanlık değil ama aydınlıkda değil. Ama beni görüp uçarsa vuracağımı tahmin ediyorum. Öyle olmasını umuyorum en azından.20151231_071305

Fotodaki yer orası ama foto farklı bir kar günü çekildi. Av günü kar buradakinden çok fazlaydı.

 

Nefesimi bile tutuyorum. Karın içindeki küçücük açıklığa odaklanıyorum. Veee…

Bir gölge gibi sessizce kayboldu gözden. Tüfeği zor omuzladım ana atma fırsatım olmadı. On metre ikerisi görülemiyor. Ağaç dalları yerler hep kar. Olmadı.

 

İlk ve son ümidimdi ama yapamadım.

Artık dereye bakmaktan başka şansım yok o da ördek için. İlerliyorum ama yapamayacağım çok kar var. Dereyede direk girip arayamam çok zor. Dereninkenarında yarım daire çiziyorum ve çulluğa atamadığım yere 15 dakika sonra geliyorum. Ördek yok gerçi arayamadımda. Kar beni yıldırdı.

Gözümün ucuyla çullupun kaçtığı noktaya bakıyorum. İçimden bir ses ilerle oraya dedi. Aynı şekilde yaklaşıyorum. Ve birden…

 

Bambam…

 

Her taraf dallardan dökülen karlardan toza dumana karışıyor. Önceki gibi havalandı kuş. Bir gölge gibi. Gözden kaybolur kaybolmaz on metre içinde dalların arasına doğru seri iki atış yapıyorum. Vurdummu onuda bilmiyorum. Şansa vursam bile ilerisi dikenlik bir alan. Karda çok yumuşak batar içine doğru kuş. Hayatta bulamam.

Umutla ilerliyorum. Aman Allahım. Karın üzerinde kanatları açık yatıyor. çok gidememiş. Gitse zaten bulamazdım. Bir keyif sigarası yakıyorum. Gün halen doğmadı. Dönelim artık. Daha iyisini yapamam. Bunada şükür. Allah bereket versin…

Deli dana…

Tık nefes kaldım. Dikenlerin içinden domuz gibi sürüne itine yamacı çıkmaya çalışıyoruz. Ter içindeyim. Memet diyorum. başlarım senin karatavuğuna. Ulan canım çıktı. Dahada para versen gelmem buralara. Bu ne ya. Gülüyor mehmet.
-Daha iyiya sahtekar müftü. Otura otura göbeğin şişti. İçinin yağları erir belki.
diyor.
Sonunda diken çomağından çıkıp fındık dallarına ulaştık. Bir defes alıyoruz. Birden yüz metre ilerimizdeki dikenli koruya birşey arlıyor. Köpek’mi diyorum ama ağzımdan yanlış çıkıyor. Elik keçi diyor mehmet. Devamını getiremeden keçi önümüzden çıkıp üzerimize atlıyor. Mehmetle ikimizin arasından mehmetin ayağını çiğneyerek ve bacağına vurarak hızla uzaklaşıyor. her şey 2 saniyede olup bitiyor.geyik

Kahkağayı basıyoruz. Mehmet ayağıma bastı hayvan diyor. Ayrıca bacaklarınıda ovalıyor. Hayvana bak diyorum. Koca dünyada bula bula bizimi buldun. Çekipte Fes e atsak millet kırılır gülmekten. İşe bak diyoruz ve vasat ava devam ediyoruz.
Pekte birşey yok ve biz bu yaşadığımızı anlatmaktan av da yapamıyoruz. Neyse mehmetin dayısının evine varıyoruz. Süleyman abi karşılıyor bizi. Olayı ona da anlatıyoruz. Kaşlarını çatıyor. Ve gülmeyin çocuklar hayvan deli olabilir, deli dana olabilir diyor. Keçinin bu yaptığı pek olabilecek bir şey değil.
Mehmet ama dayı diyor ısırmadıki. Yeğenim diyor süleyman abi, inek cinsi hayvanlar ısırmaz. Saldırır, boynuzlar.

Biraz daha sohbet ve avı noktalıyoruz. Bizi götürecek takside virajı alırken görünüyor…

Bir çulluk av’ı…

Nefes nefeseyim. Fişeklikten 6 fişek çıkarıyorum. Telaştan kaç numara olduklarına bile bakamıyorum. 15 dk zamanım var av’lakta olmam lazım. Çifteyide kapıp çıkıyorum. Dışarıda tipi hala şiddetini sürdürüyor. Yerde 20 cm den fazla kar var. Fındık dalları ve ağaçlar bembeyaz. Manzara doyumsuz. Akşam olmak üzere…

Alelacele yola düşüyorum. Çulluk hareketi çok zayıf kaç gündür. Onun için fazla fişek alma gereği duymadım yanıma. Yolda başka bir avcı arkadaşla karşılaşıyorum. Selamlaşmayı yürüyerek yapıyoruz. Neyse çok geçmeden avlağa ulaşıyoruz. O nu ilk bek yerine bırakıyorum ve onun 50 m yukarısına ben konuşlanıyorum. Benimde 70m ilerimde başka bir avcı arkadaş bekliyor. Çifteyi kırıyorum. İki fişek yerleştiriyorum. Gayri ihtiyari elim cebime gidiyor. 3 fişek var cebimde. Hayret 4 olması gerekti. Birini ya düşürdüm ya da eksik aldım. Kar ve tipi yüzümü yakıyor. Bir sigara yakıyorum. Akşam ezanı okunuyor. Görüş 100m gayet iyi. Kuş her an çıkabilir. Sessizlik hakim eller tetikte.

Zaman ilerliyor. Hiç bir hareket yok. Eski den çulluğu gündüz arardım. Zamanım çoktu. Şimdi iş güç yüzünden akşam beki dediğimiz bu yöntemle avı bekliyoruz. Kuş akşam ezanından sonra çıkıyor. Havadan yemlik değiştirmek için geçiyor. Vurabilirsek vuruyoruz. Ya bir ya iki kuş geçiyor. Av işi hastalık. Belkide 20 senedir av yapıyorum ama bir şu çulluğun avına hiç doyamadım. Bazen seviniriz bazen üzülürüz. Saç baş yolarız. Çulluk avı, bence avın kralıdır.
Sigaradan son nefesi çekip izmariti karların üzerine atıyorum. Pür dikkatim. Sinirleniyorum. Hadi be mubarek geç artık. İlerimde ki arkadaş tipinin sisinde belliki tüfeğini havaya kaldırmış bana sesleniyor. Hikmet ben gidiyorum diyor. Umudunu yitirdi kesin. Artık kuşun nizami geçiş süresi geçti. Hakem uzatmaları oynatıyor artık.

Böyle bir akşam kuş olmayacakta ne zaman olacak. Günün anlam ve önemine aykırı bir durum.

Birden dönüş yolundaki arkadasın sesi duyuluyor. Hikmet geliyor çulluk. Bakıyorum ama yok. Hani nerde. Arkadaki arkadaşın 2 el atışını duyuyorum. Sesleniyorum vurdunmu diye. Vuramadım diyor. Ekliyor: çok alçak geldi ve beni górünce döndü.
Tekrar olaya konsantre oluyorum. Biri geldiyse ikinciside gelebilir.
Ve çok geçmiyor sağ ileriden tipinin içinden sol aşağıma doğru ağaçların arasından akıyor. Mesafe 40m 2 tane aralıklı yapıştırıyorum ama nafile kuşu dûşüremiyorum. 2 fişekte arkadaş atıyor o da düşüremiyor. Kuş doğru kaymakama şikayete gidiyor. Sinirleniyorum geriliyorum. Üstüm, başım, tüfeğim kar tutuyor. Üstümdekı karları döküyorum. Tüfeğin üstündeki karları elimle siliyorum. Üşümüyorum ve her yer gündüz gibi aydınlık. Kar gözlerime doluyor. Gözlerimi siliyorum.
Vee bu yılın süprizlerıni bana doğru gelirken görüyorum. 2 ördek. Gözlerim parlıyor. Ama ne şanski onlarda alçaktan ve hızla tam sola kırıyorlar. 50 m den bir iyi bir kótü 2 atış yapıyorum ama buda karavana. Gidenemi yanarsın gelenemı bakarsın şaşırdım. Ya bu akşamki kuşların hepsimi solcu. Bendekide ne nişancılık, askerliği nerede yaptık bilmiyorum ki. Yoksa fişeklerin ucunda saçmamı yok. Gerçi mazeret göt gibi herkeste bulunurmuş.

İşin doğrusu biz biraz yaşlanmış, yıllar yılı ciddi bir av yapmaya yapmaya biraz hamlamışız.

Son fişeğimi tüfeğin alt namlusuna sürüyorum. Niyetim bozuk. Bir daha sola dönen olursa kesin vuracağım. Arkadasın yanına yaklaşarak bana bir fişek ver diyorum. O da ağlıyor. Hazırlıksız geldim son iki fişeğim tüfekte diyor. Çaresiz yerime dónüyorum. Son dakikalar yoksa avı bitiriyorum.

Ve tekrar omuzluyorum çifteyi. Namlunun ucunda gidiyor. Son fişeğim ve tetiğe bir türlü dokunamıyorum. Çulluk yine bir anda sola dönüyor. Döner dönmez asılıyorum tetiğe. Fındık dallarının arasından bembeyaz karların üzerine yaralı düşüyor.

Bu iş bu kadar. Hadi bana eyvallah 🙂

Şubat 2012
scopolax rusticola
woodcock
beccaccia

Unutulmaz av…..

Yıl ya 2000 yada2001. Güzel bir kış günü. Kar yağmış ve erimiş. Yamaçlardan beyaz eteklerini yavaş yavaş çekiyor. Hava güneşli ve hafif puslu. Meşhur avcı Beytullah Abi’yi zar zor ikna ediyorum beraber bir av için. Ve ava başlıyoruz ufak şakalaşmadan sonra.

Ne bereket ki 50 metreden bir çulluk kalkıyor. Başlangıcı tabi üstat Beytullah yapıyor. Neyse ondaki bereket banada yansıyor ve bir o bir ben şaka şamata 2 saat av yapıyoruz. Av inanılmaz güzel ve zevli geçiyor. Her kalkan çulluk artık benim gözümde kaçamaz hale geliyor. Üstadın yanında cesaretimizde artıyor tabii.

Av telaşı es kaza çotr çomaktan kalkan karatavuklara bile nişan alır haline geliyorum. Bu arada bir beyazımsı bir kuş alçaktan ve önümden geçiyor. Nişanlıyorum ama atamıyorum tanımadığım için. Ve Arkadaşta atamıyor havada kuşa. Kuş 30 metre önümüze konuyor. Beytullah nişan alıyor ve ona yerde bir tane atıyor. Hemen vurulan kuşun yanına gidiyoruz. Ben tanıyamıyorum ama Beytullah bu mezgeldek diyor. Tıpkı bir tavuk gibi güzel ve büyük bir kuş.Ve bu bölgede çok nadir görülüyor.

Avı bitiriyoruz çünkü hem sıkıldık hem yorulduk. Bizim eski eve dönüyoruz. Beytullah pişirelim bunları diyor. Ne kadar isyan etsemde başaramıyorum ve arkadaş başlıyor kuşları temizlemeye. Yanlız mezgeldek benim diyor onu enişteme hediye edeceğim.

Ben tencereyi ve malzemeyi yeni evden alıyorum. Arkadaşın aşçılığı harika. 6 çulluk bir tencere yemek oluyor bir anda ve ikimiz bunları bir güzel yiyoruz ki sormayın  hala ağzımın suyu akıyor.

Neyse akşam üzeri bir av beklemesi yapıyoruz. Orada bir çulluk daha vuruyorum. Ve ayrılıyoruz…

O gün avladığımız kuş sayısı 7 culluk 1 mezgeldek. Ben bu avın yarısına ortak oluyorum.

Ve şu güne kadarda böyle bir av günü yaşamadım.

Selamlar saygılar….

Okunmuş köpek….

Önce şunu ifade etmek istiyorum. burada bazı zamanlar hikayelere yer veriyorum. Bunlar benle ilgili olabileceği gibi duyumda olabiliyor. İnsanın her duyduğunu sağda solda anlatması bildiğiniz gibi ona yalan olarak yeter derler. Bu sözden dolayı anılar ve hikayelerimi kendimce sağlam olan kaynaklardan yazmaya çalışıyorum ki yalana ve yanlışa düşmeyelim. Mizah yönümüzde mevcut olduğu için konunun dikkat çekmesi ve insanları gülümsetmesi için bazı zamanlar küçük abartmalarada yer veriyorum. Böyle bir teknik kullandığım için,  sizleri bazen yanlış fikirlere sürüklüyor olabilirim. Bu konuda özür dilemeyi üstüme bir borç bilirim. Kusura bakmayın….

Gelelim yaşanmış olaya….

Paşaların , valilerin ve ya üst tabiadan insanların av’a düşkünlüğünü duymuştursunuz. İşte böyle bir şahısla av yapan alt tabiadan insanlardan biri paşanın yanında itibar kazanmak için av köpeğine muska yazdırmaya karar verir. Keza köpeği pek becerikli değildir. Köpeğinin tavşan avında paşa ve yanındakilerin köpeklerini geçip en önde av yapmasını istemektedir. Bu ona iyi bir karizma ve itibar sağlayacaktır.

Mıntıkanın en ermiş zatına muska yazdırmaya karar verir. Hediye olarak ta pekçok balıkla dolu bir çıkın hazırlar. Dosdoğru ermiş zatın kapısına gider. Kapıyı çalar. Kapı açılır ve toy bir delikanlı buyur abi der. Adam delikanlı ben hocayı aramıştım ona köpeğim için muska yazdıracaktım der.

Kapıyı açan delikanlı adamın elindeki çıkında balıkları görür. Ve tamah eder. Der ki…

– Abi babam şuan evde yoktur. Yakın zamanda da gelecek değildir… Ama babam bana muska yazmasını öğretti. Köpeğine muska’yı ben yazabilirim….

Adam genç’e muskayı yazdırır.

Bir müddet sonra bir av partısi düzenlenir. Muska kuvvetine olacakki gerçekten adamın köpeği bütün köpekleri geçer. En önde tavşanı kovalar. Paşa’da dahil herkes adamın köpeğine hayran olur. Köpeği paşa sever. Güzel ve çok yetenekli bir hayvan seni tebrik ederim. Ama köpeğin boynuna muska yazdırmışsın. Bakalım buna ne yazmışlar merak ettim…

Köpeğin boynundaki muska açılır. Ve  nuska da şu sözler yazılıdır.

TAMAH ETTİM SEMEĞE (arapça balık demektir.)

MUSKA YAZDIM KÖPEĞE

YA PAŞANIN KÖPEKLERİNİ GEÇE

YA DA DAYANA KÖTEĞE

Yanlış alarm…

Bu çok sevdiğim bir arkadaştan bir av anısı.

Av rekabetinin çok yoğun olduğu 90’lı yılların ortaları. Arkadaş şöyle anlatıyor.

Saati sabah ezanına yakın bir zamana kurdum. Amacım herkesten önce avlağa girmek ve hasatı yapmak. Saat çalıyor ve benim ekipmanı yoplayıp yola düşmem 5 dakikayı alıyor. Yerde 10-15cm kar var ve müthişte bir ayaz. Bastığım yer katur kutur ediyor. Bir solukta kuyumcu deresinin deenize dökülen yerine varıyorum. sabah ezanı henüz okunmadı ve bölgede kimsecikler yok. Artık ezanın okunmasını ve şafağın atmasını günün doğmasını bekliyorum. Soğuk inanılmaz derecede. Hava kasvetli, denizin üstü koyu bulutlarla kaplı. belki kar yağışı tekrar başlayabilir.

Heyecanla bekliyorum günün doğmasını. Öyle üşüdüm ki anlatlmaz tir tir titriyorum. Yöresel horonun alasını oynuyorum.

Üstümdeki parkaya bir başka sarılıyorum. Ulan ne iş bu ezan neden okunmuyor. İmamdamı dondu yoksa. Ama imam donmaz şimdi sıcacık yatakta hanımının yanında. Donsam ben donarım. Galibada donacağım. Ne yapmalı ne etmeli yoksa helak olacağım. Diye düşünürken ve etrafı kolaçan ederken az ilerideki sap otluğu gözüme ilişiyor. Tamam diyorum oraya otların arasına gireyim orası sıcaktır. Hemen oraya koşuyorum. Tam yaklaşıyorumki birden..

Hırrrrr hırrrrr…

Ulan itler. Hoşt diyorum heyytt diyorum dağılın. Köpekler korkuyor be samanın içinden kaçıyorlar. Belkide 15 it vardı samanın içinden çıkan. Daha dururmuyum, pislikten pireden çekinirmiyim dalıyorum samanın içine.

Of anam ne güzel. İtlerde bir güzel ısıtmışlar samanı. Biraz sonra üşüme tekrar başlıyor. Hay aksi diyorum saatte yok yanımda bu ezan neden okunmuyor. Başlarım avına diyorum zatüre olacağım burda. Ve sinirle samanın içinden çıkıyorum. Aynı hızla dönüşe geçiyorum. şuan görele devlet hastanesinin olduğu alana varıyorum. O yıllarda bu alana henüz hastane yapılmamıştı. Ezan buraya varınca okunmaya başlıyor.

Ezanı duyunca moralım yerine geliyor ve bu kez istikameti çömlekçi deresi yönüne tutuyorum. O gün kötü başlıyor ama iyi bitiyor. Güzel av yapıyorum. Akşam evde saat gözüme ilişiyor. Bir bakıyorumki sabah 5 e kuracakken 2 ‘ye kurmuşum saati.

Gülüyorum kendi kendime…..

Angara’ya kadar gitsen…

Bu anıyıda yaşlı bir avcı abimiz anlattı. Sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir gün sağlık köyünden bir arkadaşı ava çıkar. Bir alakarga görür. Tam vuracakken hayvan kaçar ve başka bir yamaçtaki ağaca konar. Tabi oda peşinden gider. Yine tam vuracakken kuş uçar ve başka bir yamaçta bir ağaca konar. Avcı abimiz kan ter içinde avını inatla kovalamaktadır.  Tam yaklaşır ve kuş yine kaçar ve bu seferki istikameti haydarlı köyüdür.

Avcı abimiz çok yorulmuştur ve sinirlidir.

– Angaraya kadar gitsen peşindeyim ula alakarga. der.

Neyse haydarlı yakasına geçer ve alakargayı tekrar kıstırır. Ama avcı kadar inatçı olan kuş vurulmamaya niyetlidir. Tekrar uçar ama bu sefer istikamet Haç dağıdır. Avcı abimiz bakar bakar ve sonunda takipten vazgeçer.

Bana bu hikayeyi anlatan abimiz dediki.

– Demek ki Haç dağı Ankara’dan daha uzaktı ki bizim arkadaş takipten vazgeçti…

Şeker fasulyesi…..

Şeker fasulyesi denilen fasulye bir çeşit beyaz kuru fasulyedir. Küçük yuvarlak ve serttir. Gelelim kuru fasulyenin faydalarına…..

3 arkadaş Terziali köyünde basit karatavuk avındayız. Sene 2008 ocak. Av da inadına bombok gidiyor. Vuramadıkçada muhabbet öyle artıyor. Herkes birbirine av anılarını anlatıyor gülüyor. Konuşmasını seven ve birazda palavra atan arkadaş başlıyor söze. Biz diyor eskiden zaten paramızda yoktu saçma lamazdıkta saçmanın yerine şeker fasulyesi koyar onla karatavukları vururduk. Siz bunu bilmezsiniz.

Yahu git diyoruz.. Gülmekten diğer arkadaşla karnımızın içi açıdı. Böylede palavra olmazki. Neyle vuruyordun neyle bi daha söyle.

Siz ne anlarsınız avdan anca gülersiniz diyor ve başlıyor başka konulardan bahsetmeye.

Öğle saati olmuş ve acıkmışız. Basit birşeyler getirmişiz onu yemeyi düşünürken bir tanıdık evine davet ediyor bizi. Hay Allah senden razı olsun be abi. Zatende kurban bayramı ertesiki ev et yemeklerinden geçilmiyor. Dere manzaralı küçük ve sıcak bir odaya alıyor bizi. Yemekler geliyor ki bir köy evine göre oldukça iyi. Karnımızı doyurup sohbete dalıyoruz. Hepimiz sigara içiyoruz oda sisten gözükmüyor.

Ev sahibi abi avdan soruyor bize nasıl geçiyor diyor. Nasıl geçecek gülmekten avı vuramıyoruzki. Kaç karatavuk vurdunuz diyor. 3 diyoruz.

Ve ev sahibi anlatıyor. Biz gençlik yıllarımızda karatavukları şeker fasulyesiyle vururduk…. Demezmi. sanki karatavukları değil bizleri beynimizden vurdu.

Abi sen ne diyorsun bu arkadaş bize bunları anlattıda güldüktü. Olurmu be abi. Vurulurmu onla karatavuk.

Tabi diğer arkadaş ben size demedimmi edasın da ve pişkin. Ev sahibi abi devam ediyor anlatmaya. Tabi çok yakın atıyorduk ve bazende kuş düşmüyordu. Düşende yaralı kalıyordu.

Muhabbet gülmeyle karışık bir kaç saat sürdü. Vedalaşıp ayrıldık.Avın gerisinide anlatmaya gerek yok. Kuru fasulyenin faydalarından birini daha öğrenmiş oldunuz bu hikaye ile :))

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑