46 fraksiyon…

NOT:Güzel bir abimizden, güzel bir anı geliyor.
Mhp ‘liyiz.

O günlerde oradan faydamız yok. Köyde kentte pek çok iş yaptık ama istek rahat bir işten yana. Çakı gibi delikanlıyım bitirim zamanlarım. Arkamızdada bir dayımız yok. Bir abi beni izmire gönderiyor orada işe sokacak.

Diyorki; orada falancanın yanına git selamımı söyle. Siyasi olarakta chp liyim de.

Ülke karışık o yıllar. Soluğu izmirde o adreste alıyorum. Hoşbeşten sonra bana sen ne taraftasın diyor.

Ben diyorum chp ‘nin has adamıyım.

Yüzü ekşiyor. Bana dikkatlice bakarak;

Bak diyor. Burada sol’un 46 fraksiyonu var ama chp’nin adı yok. Sen chp’liyim dersen burada ekmek yiyemezsin.

Çok geçmiyor beni dev-sol’a kaydediyor ve üzüm fabrikasında işe başlıyorum. ​

Başlıyorum da işe pek gitmiyorum. Sürekli mitinglerdeyiz. Bir elimizde rus bir elimizde çin bayrağı, rusça çince şarkılar söyleyip geziyoruz.

O anlatıyor biz çayları yudumlayıp gülümsüyoruz. Bu işlerin çoğu diyor şimdiki gibi menfaat. Birileri bir şeylerin peşinde. Kimin ne çıkarı varsa o yolun yolcusu..

Diyor ki: O dönem bir ayda fabrikadan 3 maaş aldım. Muhasebecininde iyi niyetine sığınarak dayanamadım ve;

– abi bu ne parası yahu dedim. 

Gülerek.

-Üzümü ye bağını sorma parası. Biliyorsun ki burası üzüm fabrikası….

Karanlık çökünce…


Lüx ışığı gürültülü bir sesle yanmakta. Yorulmuşum.Birazda üşümüşüm. Işık 10 metre ileriyi göstermiyor. Fındık dallarının arasında ise gölgeler. Korkunç….

Paketten birdal çıkarıp lüx ışığının alevinde yakıyorum. Ve lüxü tekrar yere koyuyorum. Bir yağmur başlıyor tekrar. Dallarda bir şakırtı ve lüx lambasında tıslama. Yağmur öyle bir şiddetleniyorki kapşonun altında yüzümden akıyor. Lüx lambasının ışığı hafıfçe söner gibi oluyor tekrar canlanıyor. Sigaranın dumanı belli belirsiz oda sönecek ıslak.

Gece yarısı geçmiş saat bilmem kaç. Belkide gün çok yakındır. Kim bilir.

Bir ben birde..

Düşünceler ve geçmiş bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Çok uykum var beygir gibi ayakta sayıklıyorum. Yüzümü semaya dikiyorum. Yağmur yüzümü okşuyor.. Ve koynuma dolup içeri akıyor. 

Sema çok karanlık ve ürkütücü. 

Ve karşıdan belli belirsiz titrek bir ışık üzerime geliyor. Ve o geliyor. Heyecanlanıyorum. Rahatlıyorum. Işık büyüyorda büyüyor.

Serhat

Sedat diyorum. Heh diyor.

Naptın diyorum.

Gözleri nemli yüzü yorgun.

Gidelim Hikmet diyor.Galiba hasta olacağım. Çokta üşüdüm.

Tamam hoca diyorum bu kadar yeter.

  • Not: Sen gideli  13 yıla dayandı. Seni Rahmetle anıyorum sevgili kardeşim Serhat. Ve çok özlüyorum. 

İşte gidiyoruz…..

Görev:7

Yer:Kuzey Irak

Süre:18 Gün

Tarih:19,05,1998 – 05,06,1998

Birlik: Çakırsöğüt jandarma komando tugayı

 

K.Irak’ın olacağını zaten daha önce duymuştuk. Son görevimiz olan Uludere’den terörislerle temas sağlandığı halde neticelendirilmeyip erken dönülmesinin sebebi buydu. Ve artık herkes dillendiriyor ve hazırlıklar yapılıyordu.

İşte artık deplasmana gidiyoruz.

Zor ve yorucu K.Irak.

Tugayın önüne şimdiden 7 kamyon kumanya gelmişti. Ellerimize iğneden ipliğe nelerin gerekeceğini belirten kağıtlar sıkıştırıldı. Görev uzun denildi ve moral için herkese çarşı izni verildi. Paraları biraz yedik.

Birlik komutanımız her zamanki ciddiyetiyle olayı bize basitçe anlattı. Diğer timler neysede biz çok yeniydik. Tecrübe yok.

Tugayda kimsede neşe yok herkes ciddiyet elde hazırlanıyor.

Ve o gün geldi. 19 Mayıs 1998. Şırnakta bayram biz araçlarla yorucu bir yola çıktık. Hedef Hakkari Çukurca. Artık dağlar daha ürkütücü. dik ve büyük. Vadiler çok derin. Dağlara tırmanarak o meşhur Çukurca üzümlü karakolunun yanına yerleştik. Sınır 200 metre. Bu karakol çok şehit vermiş 90 lı yıllarda. Teröristlerin eğitim alanıymış. Saz çalıp oynayarak gelirler gece gündüz karakolu basıp eğitim yaptırırlarmış acemilere. Tabi şimdi öyle değil oldukça korunaklı bir yer.

Gece dinlendik ve ertesi akşam saatlerinde sınırı geçtik. Vize ve pasaport kontrolü yok. Kaçak geçtik herhalde. Tabi bizi engelleyecek bir iktidarda yok mıntıkada. Çok mayın işareti vardı yerde ve gece bunların takıbi sıkıcı ve zordu. Saat 23:00 sıralarında aşağımızdaki malaka denen yerde görüntü alındı ve ilerleyişimiz durduruldu. Ormanlık bir yerde mahkum bir vaziyette yatıp sessiz bir gece geçirdik. Uzaklardan gelen silah sesleri hariç. Yakınlarda bir ışık yok, uzaklarda belirsiz ışık hüzmeleri.

Sabah erken kalktık be köye uygun bir yere emniyetçi olarak yerleştik. Sonrada bizde köyden geçerek bölgeden ayrıldık. Köy meyve ağaçlarıyla ve akarsuyla süslü terkedilmiş bir köydü.

Çık çık bitmeyen bir tepete ağaçlı ve çok kayalı bir yerden tırmandık. İyice dağıttık. böyle bir arazi görmedim hayatımda. Bir uçurumun tepesindeki taşlık ve kayalık bir yere peşmergelerle beraber yerleştik. Ne tesadüf aynı yere aylar sonra karda geleceğim.

Ertesi gün bu gölgeli havadar yeri bırakıp karşı ağaçsız çıplak sıradağa tırmandık. Bizden önce gece bu dağ bombalandı ve sabah özel timler yerleşti. Bizde öğleden sonra oradaydık. Susuz yorgun ve açtık. Bir eski petin içindeki pis suyu süzerek içtim. İğrençti.

Karşı yamaçlardan tacız ediliyorduk ve jetler oraları ara sıra bombalıyordu. Acele ile mevzi yaparken arkadaş mayının kenarına bastı. 2  ‘cm daha ortalasaydı ayak gitmişti. Bu kıraç yerde en az 15 gün kaldık. Sonradan öğrendin emniyetçiymişiz. Gezici timler ve peşmergeler günlerce gezdi. Peşmergelerin gezmesi zaten siyaset. Para alıp devletten yardım ediyormuş gibi gözüküyorlar.

Bu bölgede durmadan taciz atışlarına muhatap olduk ama tüm kuzey ırak operasyonu genel itibariyle vasattı. Hava sıcak ve arazi çetin. Belkide benim bildiğim gibi de değildir.

Gündüz sıcak gece soğuk. Nöbet nöbet tıkama ve sonunda bölgeden ayrılıp 500 metre aşağıda bir geçe geçirdik ormanın içinde. Bıraktığımız mevzilere siirt j.ö. h yerleşti ve orada sonradan duyduk baskın yiyorlar. Epey şehidimiz olmuş. Adamlar belki bize yapacaklardı yapamadılar bizden sonra gelene yaptılar.

17. günün sabahı saa3:30 da kalktık ve 7:30 da arazi taraması yaparak çevre emniyetini alarak dağdan aşağı inmeye başladı. Çok yorulduk Aşırı dikkat ve sert arazi bizi hırpaladı. Yorgun foto da bu.

 

Kara yoluna indik ve malaka denen yere doğru ilerlemeye başladık. Etrafımız artık güvenli. Özel harekatlar ve tanklar ayrıca peşmergeler. Artık bayıldım bayılacağım yorgunluktan susuzluktan. Gözüm kararıyor etraf pus içinde sendeleyerek gidiyorum. Atıcam kendimi yerede utanıyorum elalemden. Az daha az daha Allah’ım derken bir dereye varıyoruzki su dizde. Suya girince açılıyorum. Yüzümü kollarımı yıkıyorum. Yaz günü bir soğuk akıyor ki diriliyorum ve çukurcaya doğru başlıyoruz tırmanmaya. Beni kim tutar Allah’ın izniyle.  Ara sıra yine  zorlansakta devam ettik. Bize yamaçta üs bölgesi kurup yarın sınırı geçeceğimiz söylendi ama oraya varınca bir asker yalanı daha ortaya çıktı. Sonuna kadar devam.

Yolda başka arkadaşlarda dağıttı. Bende diğerleri gibi arkadaşların silahlarını kimi zaman taşıdım. Bu arada bayılan tim arkadaşım oldu. Özel harekattan mayına basan askerde. Zar zor Saat 22:00 civarı sınırı geçip 19 gün önce konakladığımız yere vardık. Bithap halde. Sıcak çorba verdiler harikaydı.

O gece 2 saatlik nöbetimde ilk defa uyudum.

Bitmiştik yorgunluktan.

Acemi olarak en sıkıntılı görevimizdi. Ertesi gün ana birliğe vardık. Artık en alt devre değildik. Alt devremiz gelmişti.

Bir er olarak bu operasyonun blançosunu bilemiyorum. Bizim için çatışma yok gibiydi. Diğer birlikler epey çatıştı görev boyunca.

Bir mazi  18 yılı geçti..

Yeni yıl. ..

31 Aralık 1998.

Araçlara biniyoruz. Haber dün ulaştı. Cudi’ye gidiyormuşuz. Hadi hayırlısı. Gitmek bir şey değilde artık çok yorulduk ve yoruldum. Sonuda yaklaştı teskereninde ondan mı olacak.
Bari yılbaşını birlikte oturarak geçirelim. Olmadı

Dışarda kar. Karda Ayaz. Gündüz Ayaz. Gecesi kesin Ayaz.

Kimsede moral yok. Dağdan şehre ineli hafta olmadı. Hareket ediyoruz. Herkes sus pus. Araçlar ilerliyor. Da yine terse yattık.

Nah Gabar a gidiyoruz. Araçlar Şenoba Beytüşşebap yoluna döndü. Yine komutanlar mesela yaniyi yedirdiler bize. Olsun farketmez çokta. Bakalım yeni adres neresi. ilginçtir bir bölük askeriz. Azız yani.

Araçlar kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Yamaçlar bembeyaz. Güneş ise gözü alıyor. Küçük piyade Karakolu Besta gözüktü. Hayret araçlar yavaşladı. Besta ya giriyoruz. Karakolun içindeyiz. Araçlardan iniyoruz. Hayret son durak burasıymış.
Bir çadıra çantaları koydurup, kentine geçiyoruz. Defalarca önünden geçip baktığımız bestaya da konuk olduk. Küçük bir birlik burası. Tanışıyoruz askerlerle. Birde Trebolulu çıkıyor epey sohbet ediyoruz.

Kantinleri küçücük. Loş ve pekme temiz değil ama askerler sıcak. Öğle yemeğide geliyor çok geçmeden. Yemek iyi değil ama yiyoruz. Neler yemedikki sanki daha önce. Yalnız ekmeğe çok takılıyorum. Belki bir haftalık. Kasaların içinde üstünden sanki kamyon geçmiş gibi ezilmiş mubarek ler.

Haber geliyor cudide pusu atacakmışız. Biraz sonra haber güncelleniyor karma bir tim çıkacakmış akşam üstü. Buda güzel yani yeni yılda oturup tv izlemek yüzde 50 ihtimal.

Listeler açıklanıyor ve ilk defa ben yokum tim arkadaşım bıxıci var. Tabi sevinemiyorum ayıp olur.

Onlar hazırlıklarını yaparken biz etrafı gezip sohbet ediyoruz. Burası küçük bir birlik ve gezilecek .çok alanda yok. Yanlız tehlikeli bir yerde konuşlanmış. Kendilerini koruyorlar ve düşmanın bu mıntıkadan geçişini zorlaştırıyorlar.

Akşam oluyor.Seçme ölüm timi arkalarına baka baka gündüz gelmiş olan polis ö.h. ile yola düşüyorlar. Zaten düzene bakılırsa iki km yol yürüyüp yaparlar. Angarya bir görev gibi Gözüküyor.
Neyse bizler tv başına yeni yıl yeni yıl demeye.
Kentinde epey oturuyoruz geride kalan işe yaramazlarla.
Vay be artık 1999 girdi. Bakalım bu 1999 da postu deldirmek nasip olacakmı. Bestada hoş bir gece geçiriyoruz en azından yorgan var soba olmasa bile.
Artık yatış zamanı. Yılbaşı bu kadar olur. Belki ana üste olsaydık belki bundan az kıyak olurdu.

Yatağa giriyorum. Şu piyadelik zor ya. Yatakları bile komedi. Her biri ayrı şekil. Asker çoğunu sevilen getirmiş. pembeli, mavili, dantelli, çiçekli…

Artık yatalım. Hikâyenin devamında vasat. Besta karakolu. Seni yıllar yılı unutamadım.
Bugün 1 ocak 2017

17-18 yıl olmuş.

Sıcak yaz..

çok sıcakYine bir sıcak temmuz. Yıl 2000li yılların başı. Bekarım ve annemlerle kalıyorum. Sıcak bir temmuz ayı. Ne yiyebiliyor ne içebiliyoruz. Ne gezip ne yatabiliyoruz. Şimdide olduğu gibi o yıllarda ne klimamız nede vantiketörümüz var. Bazen çarşılarda rahatlamak için yalandan banka yada ptt şubedine gidip serinliyorum.

Allah’ım ne arza nede arşa sığabiliyoruz. Toprapın altındakiler de havadakilerde huzursuz. Alev hem yerden hemde gökten yağıyor. Ağaçların yaprakları büzüştü sıcaktan toprak çatladı.

Yine rahat edemediğimiz bir gece vakti. Bir şort uyuz it gibi dolaşıyorum evde.
Ev birinci katta ve yol ile sıfır. Yer seviyesindeyiz ama sıcak konusunda bir fark yok. Gece yaklaştı ve herkes yattı. Bende yatayım dedim. Yatağım pencerenin yanında . Yatağa uzanıyorum ve ayağımı açık olan pencereden dışarı atıyorum. Bacağımın altı acımasın diye birde yastık koyuyorum altına.

Hiç bir şey umrumda değil artık. Biri görecekmiş ayağıma değecekmiş. Soluk aldıkça alev yutuyorum gece bile.

Uyumuşum….

Uykum bile huzursuz kötü rüyalar. Bir ara rüyamda ayaklarımı basbayağı birşey yalıyor. Bir anda korkuyla bağırarak uyanıyorum.

Aman Allah’ım.iyağmur

Bu ne yağmur. Üstüm başım hep ıslanmış. Ayağımı çekip pencereyi kapatıyorum. Sana şükürler olsun Rabbim. Versende vermesende biz senin rahmetine muhtacız.

Bardaktan boşanırcasına yağıyor ilk panikten kurtulup sevinçle tekrar pencereyi açıyorum. Sepken ve serin rüzgar yüzüme vuruyor. Gülümseyerek dakikalarca izliyorum.

Hatim…

Yıl 1980-81 tam hatırlamıyorum. Çok küçüğüm. Bir ramazan günü. Daha okula bile gitmiyorum. Ramazan ayı yine böyle bir hazirana rastlıyor. Tabi şimdi anlıyorum o zamanlar bunu idrak edemiyorum. Büyükler oruç tutuyor oruç ne onuda bilmiyorum. Ama farklı günler onu anlıyorum.

Bir gün annem bize ninenize gidin orada hoca kuran okuyor dinleyin dedi. Kuran Allah biraz anlıyorum ama o kadar neticede 5-6 yaşlarındayım. Kız kardeşimle koşarak ninemin evine dalıyoruz. Ninem bizi görünce gülüyor ve sus işareti yaparak yere oturtuyor. Odada genç bir abi var oda yatağa bağdaş kurmuş oturuyor. Bir hazırlık içinde ve biz merakla izliyoruz.kuran

Oldukça yaşlı olan ninemizde zor hal sandalyeye oturuyor. O yıllarda ninemiz 85 yaşından fazla ve oldukça fazla bir işitme kaybı var. 90lı yıllarda 100 yaşına yakınken vefat ediyor. Çok severdik onu. Dedemin annesi annemin anneannesi olurdu. Muhterem ve çocuklarını yetiştirmek için çok çile çekmiş genç yaşta dul kalmış bir anne idi.1462654531582

Hoca sonunda torbanın içinden kalınca bir kitap çıkarıyor. Ki kitap pekde görmüyoruz. Evimizde pek kitap yok. Kağıt kalem bile yok. Kağıtı bazen ekmeğe sarılmış görüyoruz oda nadiren o yıllarda poşet kullanımı zayıf. Herkes file yada bez torba kullanıyor. Bazen ekmeğe sarılmış buluyoruz kağıdı onla oynuyoruz. Demekki kağıt kitap pahalı yada bulunmuyor. Ama fırında var bizde yok.

Hoca küçük bir öhö öhö çekip Kuran dedikleri kitabı tersten okumaya başlıyor. Küçük gözlerle pür dikkat dinliyoruz. Hoca anlamadığımız bir dilde çok güzel bir şarkı söylüyor sanki. Eski virane ev bu güzel şarkıyla inliyor. Ninem başını öne eğmiş hafif hafif sallanıyor sandalyede.  Hoca okuyorda okuyor. Toplam 3 kişiye. İlk defa kuran dinliyorum. çok ilginç geliyor bana. çok zaman sonra bitiriyor okumayı ve iki elini yüzüne sürüyor. Ninemde sürüyor. Bizde aynen taklit ediyoruz.

Hoca kitabı toplayıp başıyla ninemi selamlayıp gidiyor. Ninem bize dönüp bizi seviyor. Yarında gelin deyip ellerimize şeker sıkıştırıyor. Sevincimizden kuş oluyoruz. Gelmezmiyiz yarında şekerin hatrına Allah dinlemeye. Zatende başkada gidecek yer yokki. Koşarak evin yolunu tutuyoruz.

Sizde bu kutsal günlerde kurtuluşun hatrına Allah kelamını dinlemeyi sakın unutmayın…

Çakırsöğüt…

1998 Şubattı. Gözümün önünde daha dün gibi canlanıyor anılar. Uzun bir yolculukla ulaşmıştık bir akşam üzeri Şırnağa. Neler göreceğimiz ve neler yaşayacağımız hakkında pekte bir fikrimiz yoktu. Tümene vardığımızda daha karanlık yeni çökmüştü. Belli konularda çok dolu olduğumuz için bir ürkeklik ve tedirginlik tabiki vardı. Şaşkın şaşkın bakınıyorduk etrafa. Şırnak bir il edasından çok bir köyü andırıyordu adeta. Zayıf ışıklar az katlı binalar ve uzaktan gelen köpek sesleri. İleriki günlerde şırnağın bir köy olmadığını ama bir il sülietindede bulunmadığını anlayacaktık.20160617_172443

Çok kalmadan tümende bizi yanılmıyorsam bir yarım otobüse bindirdiler.Artık adres çakırsöğüttü. Gün boyu tim arkadaşlarımda görülen neşhe artık yoktu. Herkes sus pus karanlıkta görünmeyen dışarıya bakıyordu. Kısa bir yolculuktan sonra çok sıradan bir nizamiyeden içeri girdik. Ve 3 katlı bir yapının önünde araçtan indirildik. İşte burası Çakırsöğüt Jandarma Komando tugayı idi.

Loş bir şırnak ve loş bir tugay. Yanımıza gelen bir kaç er veya rütbeli hatırlamıyorum şimdi bize hangi taburve bölük olduğunu sorup bizi ardına taktı.

10-12 Basamaklı bir merdivenden aşağı indirdi ve sola döndürdü. Bir kaç adım sonra yine solumuzdaki kapıdan içeri soktu. Zemin katta bir koğuştu burası. Acemi birliğindeki koğuşlara pek benzemiyordu. Burası da çok loş ve hayli dağınıktı. Onlarca göz gülümsüyor ve bizleri süzüyordu. Birden bizlere sarılmaya başladılar. Kimi torun kimi piç torun diyordu bizlere. Bizlere ilgi göstererek koğuşun en uç bölümüne kadar bizi ilerlettiler. Kimi şafak 90 kimi80 diye bağırıyordu. Etraf çantadan silatan mermiden geçilmiyordu. Birde ilgiden. Nerelisin topraaaam. Konyalı varmı aranızda. Sivaslı varmı sıvasli. Bu curnatayı şaşkın gözlerle takip ediyordukki birden görülmeyen noktadan bir Dikkaaaat çekildi.

Bir üsteğmen geldiki amma afilli. Esas duruştayız . Yanında silahları yüksek tutuşta bir kaç koruma. Zaten nefes almakta zorluk çekilen bir ortamda tam off olduk. İşte dedim tam Rambo ortamı. Her taraf silah mermi çanta. Loş ışık ve koça koğuşta dönsemmi dönmesemmi diyen birkaç havalandırma pervanesi.

Üsteğmen bize soruyor nerelisiniz, yolculuk nasıl geçti falan filan. çakı gibiyiz yorgunuz ama mecbur dikiliyor ve dinliyoruz.

Birden bu erleride hazırlayın bu geceki göreve bunlarda gelecek demezmi. Haydaa. Daha yeni geldik su bilem içmedik mekanınızda. Bayılmamak elde değil. Çile saniyesinde başladıda bir yemek yesek bari. Anında gülüşmeler başladı üsteğmen bize sarılıyor. Meğer üs devrelerin şakasıymış bu. Bir yıl sonra aynı şakayı bizde torunlara yapıyoruz. Ben bölük çavuşu. Tim arkadaşım üsteğmen idi. Torunların yüzü alıp alıp vermişti.

Neyse gelelim bize. Dedeler yatacak yer gösteriyor bize. Yemekhaneyi gösteriyor. Birde tembih ediyorlar. Burada devrecilik yemek kuyruğunda ve televizyon başında başka yerde devrecilik yok diye. Bir şey olursa ha bize gelin hemen biz hallederiz. Vay be dedeler acemi birliğindeki kıdemli askerlere göre birer melek.

Koğuştayız bir gurup bizle sohbet ediyor. Bunlar dede. Bir gurup uzaktan takip ediyor bunlar Piç dede .
Bu arada Giresunluymuş bir üst devre tanışıyor benle. Bana çok benziyor tabi topraam koca koğuşta iki giresunludan biri. Piç dedemizmış öğreniyoruzki bir çatışmada eksik düşen dedelerimizin timine sonradan monte edilmiş yedek parça. Yine sonradan öğreniyorum lakabi kendince Giresunlu ALLAH çı komando.

Sohbetin içinde elinde tuttuğu el bombasının pimini çekmezmi. Şok oluyoruz. Ne yaptın lan diyen bir üst devresi hemen sıvışıyor. Sonra diğerleri. Bir ben kalıyorum hemlerimle ama bende üstüme kaçıracak durumdayım. ve usulca bende sıvışıp uzaktan izliyorum. Beyaz bir cildi olan toprağım domates gibi kızarıyor pimi yerine takmaya çalışırken. Ama sonunda takıyor. Oh sonunda.

Koğuş bir iki dakikada boşalıyor görev için. Geride 20 kişi kalmıyor. Koğuş sakin biz yorgun artı dinlenme vakti geliyor. Bana gösterilen ranzaya çıkıp yatağa uzanıyorum. Başımı yastığa koyuyorum oda ne başım acıdı. Yastığı kaldırıyorum birde bakıyorumki 2 el bombası. Alıyorum ve usulca yere koyuyorum. Bu gün çok hareketli geçti. Ve bu daha başlangıç. Gözlerimi kapatıyorum. uyumam lazım….

NOT: İlgili yazıları okumak için NOSTARJİ kategorisine bakınız.