İşte gidiyoruz…..

Görev:7

Yer:Kuzey Irak

Süre:18 Gün

Tarih:19,05,1998 – 05,06,1998

Birlik: Çakırsöğüt jandarma komando tugayı

 

K.Irak’ın olacağını zaten daha önce duymuştuk. Son görevimiz olan Uludere’den terörislerle temas sağlandığı halde neticelendirilmeyip erken dönülmesinin sebebi buydu. Ve artık herkes dillendiriyor ve hazırlıklar yapılıyordu.

İşte artık deplasmana gidiyoruz.

Zor ve yorucu K.Irak.

Tugayın önüne şimdiden 7 kamyon kumanya gelmişti. Ellerimize iğneden ipliğe nelerin gerekeceğini belirten kağıtlar sıkıştırıldı. Görev uzun denildi ve moral için herkese çarşı izni verildi. Paraları biraz yedik.

Birlik komutanımız her zamanki ciddiyetiyle olayı bize basitçe anlattı. Diğer timler neysede biz çok yeniydik. Tecrübe yok.

Tugayda kimsede neşe yok herkes ciddiyet elde hazırlanıyor.

Ve o gün geldi. 19 Mayıs 1998. Şırnakta bayram biz araçlarla yorucu bir yola çıktık. Hedef Hakkari Çukurca. Artık dağlar daha ürkütücü. dik ve büyük. Vadiler çok derin. Dağlara tırmanarak o meşhur Çukurca üzümlü karakolunun yanına yerleştik. Sınır 200 metre. Bu karakol çok şehit vermiş 90 lı yıllarda. Teröristlerin eğitim alanıymış. Saz çalıp oynayarak gelirler gece gündüz karakolu basıp eğitim yaptırırlarmış acemilere. Tabi şimdi öyle değil oldukça korunaklı bir yer.

Gece dinlendik ve ertesi akşam saatlerinde sınırı geçtik. Vize ve pasaport kontrolü yok. Kaçak geçtik herhalde. Tabi bizi engelleyecek bir iktidarda yok mıntıkada. Çok mayın işareti vardı yerde ve gece bunların takıbi sıkıcı ve zordu. Saat 23:00 sıralarında aşağımızdaki malaka denen yerde görüntü alındı ve ilerleyişimiz durduruldu. Ormanlık bir yerde mahkum bir vaziyette yatıp sessiz bir gece geçirdik. Uzaklardan gelen silah sesleri hariç. Yakınlarda bir ışık yok, uzaklarda belirsiz ışık hüzmeleri.

Sabah erken kalktık be köye uygun bir yere emniyetçi olarak yerleştik. Sonrada bizde köyden geçerek bölgeden ayrıldık. Köy meyve ağaçlarıyla ve akarsuyla süslü terkedilmiş bir köydü.

Çık çık bitmeyen bir tepete ağaçlı ve çok kayalı bir yerden tırmandık. İyice dağıttık. böyle bir arazi görmedim hayatımda. Bir uçurumun tepesindeki taşlık ve kayalık bir yere peşmergelerle beraber yerleştik. Ne tesadüf aynı yere aylar sonra karda geleceğim.

Ertesi gün bu gölgeli havadar yeri bırakıp karşı ağaçsız çıplak sıradağa tırmandık. Bizden önce gece bu dağ bombalandı ve sabah özel timler yerleşti. Bizde öğleden sonra oradaydık. Susuz yorgun ve açtık. Bir eski petin içindeki pis suyu süzerek içtim. İğrençti.

Karşı yamaçlardan tacız ediliyorduk ve jetler oraları ara sıra bombalıyordu. Acele ile mevzi yaparken arkadaş mayının kenarına bastı. 2  ‘cm daha ortalasaydı ayak gitmişti. Bu kıraç yerde en az 15 gün kaldık. Sonradan öğrendin emniyetçiymişiz. Gezici timler ve peşmergeler günlerce gezdi. Peşmergelerin gezmesi zaten siyaset. Para alıp devletten yardım ediyormuş gibi gözüküyorlar.

Bu bölgede durmadan taciz atışlarına muhatap olduk ama tüm kuzey ırak operasyonu genel itibariyle vasattı. Hava sıcak ve arazi çetin. Belkide benim bildiğim gibi de değildir.

Gündüz sıcak gece soğuk. Nöbet nöbet tıkama ve sonunda bölgeden ayrılıp 500 metre aşağıda bir geçe geçirdik ormanın içinde. Bıraktığımız mevzilere siirt j.ö. h yerleşti ve orada sonradan duyduk baskın yiyorlar. Epey şehidimiz olmuş. Adamlar belki bize yapacaklardı yapamadılar bizden sonra gelene yaptılar.

17. günün sabahı saa3:30 da kalktık ve 7:30 da arazi taraması yaparak çevre emniyetini alarak dağdan aşağı inmeye başladı. Çok yorulduk Aşırı dikkat ve sert arazi bizi hırpaladı. Yorgun foto da bu.

 

Kara yoluna indik ve malaka denen yere doğru ilerlemeye başladık. Etrafımız artık güvenli. Özel harekatlar ve tanklar ayrıca peşmergeler. Artık bayıldım bayılacağım yorgunluktan susuzluktan. Gözüm kararıyor etraf pus içinde sendeleyerek gidiyorum. Atıcam kendimi yerede utanıyorum elalemden. Az daha az daha Allah’ım derken bir dereye varıyoruzki su dizde. Suya girince açılıyorum. Yüzümü kollarımı yıkıyorum. Yaz günü bir soğuk akıyor ki diriliyorum ve çukurcaya doğru başlıyoruz tırmanmaya. Beni kim tutar Allah’ın izniyle.  Ara sıra yine  zorlansakta devam ettik. Bize yamaçta üs bölgesi kurup yarın sınırı geçeceğimiz söylendi ama oraya varınca bir asker yalanı daha ortaya çıktı. Sonuna kadar devam.

Yolda başka arkadaşlarda dağıttı. Bende diğerleri gibi arkadaşların silahlarını kimi zaman taşıdım. Bu arada bayılan tim arkadaşım oldu. Özel harekattan mayına basan askerde. Zar zor Saat 22:00 civarı sınırı geçip 19 gün önce konakladığımız yere vardık. Bithap halde. Sıcak çorba verdiler harikaydı.

O gece 2 saatlik nöbetimde ilk defa uyudum.

Bitmiştik yorgunluktan.

Acemi olarak en sıkıntılı görevimizdi. Ertesi gün ana birliğe vardık. Artık en alt devre değildik. Alt devremiz gelmişti.

Bir er olarak bu operasyonun blançosunu bilemiyorum. Bizim için çatışma yok gibiydi. Diğer birlikler epey çatıştı görev boyunca.

Bir mazi  18 yılı geçti..

Behind the live…

Soğuk.

Islak.

Gizemli.

Güneş daha doğmamış. Bekliyor hazırda. Doğacak kesinde, buralara belki. İnce bir soğuk. Yapraklarda çiğ damlaları. Durgun göletten dumanlar yükseliyor. Parça parça sis hüzmeleri ileri geri dans ediyor.  Doğa yeni yeni uyanıyor soğuk geceden. Birkaç sakarmeke (kuş) ve üç çamurcun (yaban ördeği türü) ve onları tünediği alçak daldan bir çoban yada baba edasıyla izleyen büyük balaban (kuş).

Sukunet sis gibi her yeri kaplamış. Herkes kendi telaşında. Birşeylerin peşinde. Sis bölünüyor tekrar birleşiyor. Altındaki canlılarda aynı şekilde.

Yaşam ne güzel. Yaşamın peşindeki mücadelede aynı şekilde.

Güneş artık yüksek. Ve çizgi gibi sisi boşluklarından delerek yeryüzüne dokunuyor. Zaman geçtikçe daha bir aydınlanıyor toprak. Sis artık çok az. Kalanlarda kaçacak yer arıyor. Soğuk gece sona erdi. Ve yeni bir gün umutlarla başlıyor.

Büyük balabanda bir hareketlenme.

Boynunu uzatıyor ve kanatlarını çırpıyor.

Ve bulunduğu alçak daldan yavaşça ve göletin üzerinden uçarak uzaklaşıyor…

Belki yine burada bir gece nöbeti umarak…

Ataş’ım…

Bir taraf imar edilmiş ve akabinde güzel bir bahçe, diğer tarafta sebebi insan olmuş Allah’ta inayet göstermiş orman olmuş. Bir ibreti farika. Ahada size fotosu.

Bir taraf tan insanlar sevimli menfaat güdüyor.Diğer taraftan ise insan dışındakiler menfaat güdüyor. Bana kalsa ikiside faydalı. Görünüşteki tezata rahmen.

Diğer tarafın fotosunu vermiyorum.

Bir taraf cennet bahçelerinden bir bahçe, diğer tarafsa şarkıdaki gibi

Burası derin orman
Görünmeyelim aman
Senin gibi güzelin
Canım yoluna kurban
Gadirganın başına
Dolu yağayır dolu
Seni gavurun gızı
Dursak bile ne olu

 

Tahmini bir hafta önce…

 

İşim bitti araç bekliyorum da can sıkıntısına bir ataş (ateş) yakıyorum.

Ateşi seyretmek ayrı bir lezzet. Tavuk kanat olsa, azıcık domates biber soğan…

Ayran üfff üf

Yoksa ne yapalım bakmakta güzel. Aklıma bir belgesel geliyor. Karı koca dağda merada zar zor bir ateş yakıyorlar. Adam seviniyor ve

  • Küçük kızımız tutuştu. Diyor. Karısı
  • Ateş neden dişi’dirki diyor. Adam
  • Çünkü ilgilenmek gerekiyor onla

Arı oğul atmış….

Kardeşim abi şuna bak dedi. Yaklaşınça hayretler içinde kaldım. Arı oğul atmış fındık dalına petekte kurmuş. Harika bir görüntü ve çekmeden yapamadım. Açık ortamda 10 gündür takip ediyorum bir gelişme kaydedemiyorlar. Sanırım çok kalmaz ölecekler. Bizede bu fani fotoları kalacak. Ve aklıma Nahl suresi geldi.

Nahl suresinde Yüce Allah diyorki arı’ya;

68 – Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.

69 – Sonra meyvaların hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.

 

 

Allah’ım sen büyüksünyücesin ,Rahman’sın,Rahimsin. İsmi azam sahibisin. Yoktan varedende ve öldürecekte sensin.Bizi hesap gününün dehşetinden koru. Bize azap etme Allah’ım. Biz yeterince bilemeyen nas’ız.

Bizleri affet. Senden başkada bir güvencimiz yoktur.

NOT: Bir Arıcı tarafından görülmüş ve bir boş kovana yerleştirilip götürülmüş. En azından eski durumlarında n iyi olacaklar.

15 Temmuz….

Pırıl pırıl bir 15 Temmuz akşamı. Binlerce yıldız gökte, milyonlarca yıldız yerde. Gözler gökte, eller kalpte. Tam bir yıl önceydi Reis gelin dedi bir ulus canlarıyla ve kanlarıyla tanklara karşı geldiler. Reis yine gelin dedi biryıl sonra yine bir ulus Yıldızlardan çok döküldüler yerlere.

Aziz millet, Dedelerinin asil torunlarıyine dedeleri gibi gözü kara, kararlı.Ne büyük millet ki bu millet, binlerce senedir ayakta. Devlet ismi değişir ama millet toprak değişmez.Çehreler değişir fakat kalpler değişmez.Şartlar değişir ama karar değişmez.

Başbakanımızın dediği gibi;

Çok yıldızlı bayrakların değil, ay yıldızlı bayrağın altında.

Pırıl pırıl yüzler. Ay’danda yıldız’dan da pak.

Söylenecek söz çok dil kifayetsiz.

Ben bir aciz kul;

Yüce Allah’tan bu vatan uğruna binlerce yıldır canlarıyla kanlarıyla mücadele etmiş tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, Gazilerimizede şükranlaımı sunuyorum.

Vatan tek

Bayrak tek

Millet tek

Devlet tek.

Ve bunlar bir hilal uğruna, Bu vatan yoprağının her karışını kanlarıyla ıslanmış yüzbinlerce şehidimizin  sayesinde olmuştur.

Bu mukaddese sahip çıkmak atalarımıza minnet vefa, torunlarımıza mirastır.

Mukakkaki

Vatan sevgisi imandandır.

 

 

Keskin soğuk…

Sanırım aralık 2016.

Sabah erkenden üç arkadaş av için harşıt(harşit) deredine gittik. Harşıtta sabah kırağısı olmuş her taraf kar yağmış gibi bembeyaz. Araçtan çıktık avlanıyoruz ama soğuk kesiyor. İçim titredi artık dönsek diye içimden geçiriyorum. Bu ne soğuk eklem yerlerime sanki buz dolu torbaları koymuşlar gibi. Arkadaşa soruyorum sende üşüyormusun diye ama çok üşüdüğünü söylemiyor.

Sözün özü bir saat sonra dönüyoruz. Arabanın kaloliferleride zayıf arabanın içinde de ısınamıyorum. Ve normal vaziyette kış modunda giyindiğim halde. Bu bana bir iş açacak diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Eve kendimi zor atıyorum ama nasıl canımdan can çıkıyor. Diz kapaklarımda iliklerime işleyen ağrı derecesinde bir üşüme. Şu av yüzünden yaşadığımız eziyete gülünmeyecek gibi değil. İliklerime kadar donuyorum.

Hemen diz kapaklarıma battaniye havlu sarıp yatıyorum. Birkaç saat sonra kendime biraz geliyorum. Bu nasıl bir soğuk. Yanlız şöför arkadaş da çok soğuk olduğunu onaylamıştı o gün. Ve arabadanda dışarı çıkmamıştı.

İşin ilginç olanı 2 ay sonra yine bir sabah harşıt deresine gitmiştik. Yerde bir karış kar ve çıtır çıtır buz vardı. Hayatımda ilk defa bir karın üzerinde batmadan katır kutur yürüdük. Yanımdaki arkadaşlar bile şaşırmıştı bu duruma. Karadenizde bir bölgede kar böyle donsun. Ve oldukçada soğuk olan o sabah bir önceki paylaştığım anıdaki kadar üşümedim.

Hadi sizlere selamün aleyküm…….

Bulutlar da benim gibi…

Gözlerim ufukta belli belirsiz kimi zaman kaybolup tekrar gözüken geminin ışıklarında. Ben gürültüyle kayalara vuran köpüklerin içindeyim. Şemsiyeme daha bir sarılıyorum. Yağmurmu yoksa dalgamı kapar. Yoksa gecenin bilinmezliği mi. Rüzgâr yanaklarımı durmadan ısırıyor.
Ben ben
Karanlıklar içindeyim.

Yıldırım,gökgürültüsü,yağmur,rüzgar

Daha bir sarılıyorum kabanıma şemsiyeme. Yağmur ne gaddar. Rüzgar acımasız. Isık ve ses tarifsiz korkutuyor.

Dövüyorlar

Dövüyorlar

Dövüyorlar beni.

Daha bir kuvvetle asılıyorum cıgarama.O ıslak gelmiyor duman o da benim gibi çaresiz. Daha bir dalıyorum ona. Bakıyorum da bakıyorum. Çok şeyler çok şeyler. Tesbih gibi çeksen epey çekersin. Dışarda fırtına yağmur damlalar yüzümden aşağı. Sırılsıklam.

Şemsiye,mont,pantolon, ayakkabı

Seçemiyorum,

Geminin ışıkları artık belli belirsiz. Görmek için daha bir kısıyorum gözlerimi ama nafile. Seviniyorum yinede. Başaracak o diyorum içimden. Fırtınaya rağmen kararlı ve tam istikamet üzere.

Kayboluyor artık.

Göremiyorum.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Belki birkaç bin yıl. Dalıyorumda dalıyorum. Uzun bir sessizlik. ve

Birden o ses….

Sabah ezanı……………………