Birileri var..

askeri darbeBunuda yaşadık. 15 temmuz direnişi ve yenilen bir darbe zihniyeti. Bir nesil dedelerinin yapamadığını yaptı ve askerin üzerine yürüdü.

Yazık bu kamuflaj giymiş serselilere. Bu ne nefret bu ne celal. Silahsız halka ateş edilirmi . Uçaklarla vatan bombalanırmı. Kadınlar çocuklar korkutulurmu. Biz teröristmiyiz. Ordu nedir ya. Ordu milletini koruyan silahlı unsurlardır. Bir milletin üzerine tank sürülürmü. Tankla millet çiğnenirmi. Ayırt etmeden ateş edilirmi. Rezil ettiler tüm dünyaya bizi.

Yazık çok yazık. Şuan şehit sayısı 240 ı geçti. Yazık değilmi bu insanlara. Hep küçümsediniz hor gördünüz. Aptal ,çoban dediniz.
Sizler yüksek maaşlar aldınız. En güzel yerlerde tatil yaptınız. En güzel şeylerden yediniz. En güzel araçlara biner en güzel evlerde kalırsınız.En güzel kadınları alırsınız. Devlet millet imkanlarıyla üniformanın içinde yaşarsınız itibar görürsünüz.

 

Biz millet olarak ordumuzu çok severiz. El üstünde tutarız. Bekamızın garantisi görürüz. Ve polisimizide.

Zira içinizdekibir kısım ne idüğü belirsizler 90 senede milleti perişan etti. İlledede biz ne dersek o dediniz.

Azdınız bir millet sizin gibi düşünmüyor diye. Milletin malıyla milleti vurdunuz.

Ama beceremediniz. Sanıyordunuzki birşey olsa hemen kaçarlar. Ama bu halk kaçmadı. Bu halk cihana hükmeden osmanlının torunları. Bu halk istiklal şavaşını yokluklarla kazanan halk.

Bir gece dayanamadınız.üniforma milletin içindekiler değil Muhakkak hesabınız millet nezdinde görülecek. Ve son hesap Allah tarafından.

O gece bende dışarıdaydım. İnsanlar düğüne gider gibi kavgaya gidiyordu. Bayrak için devlet için. Bu millet tarihte kaç yıl esaret yaşadıki.

Reis rica etti halk direnişe geçti. Yine emreder yine bayrak için millet için yola düşeriz.

Ve dudaklarımızdan aynı türkü dökülür.

Önce vatan millet
sonra bayrak devlet
bu yolda savrulan
birileri var.

GAVATLAR….

Bir millet olamamış, asimile edilememiş fakat kendilerini izole etmiş çok eski bir topluluk…

GAVATLAR….

Kim bunlar.

Nerede yaşarlar..
Nasıl yaşarlar…

Çok eski bir uygarlığın neferleri olan gavatlar hemen hemen dünyanın her yerinde yaşarlar. Kuzey ve güney kutbu hariç. Everesttede olmadıkları söyleniyor. Bunlar zengin fakir orta sınıf olarak bulunuyorlar. Her insan gibi sıradan veya sıra dışı bir hayat sürüyorlar. Yaşamın her noktasında varlar. Sayıları vasatın üzerinde. Genel özellikleri ise şöyledir.gavatlar

Bunlar kamu mallarını beleş kullanırlar. Kamu mallarına zarar verirler. Borçlarını ödemezler. Selam sabah ve bunun gibi beşeri münasebetleri takmazlar. Kötülüğü emreder, iyilikten men ederler. Özeklikle asayişin berkemal olduğu dönemlerde kargaşa çıkarırlar.
Sağı solu pisletirler ve sırf inat olsun diye tuvaletin çanağına sıçıp öyle bırakırlar.

Bir toplum parçası olan Gavatları sizlere kültürümün el verdiği şekilde anlatmaya çalıştım.

Not: Gavat teriminin gerçek anlamını çok insan bilir. Ben burada sözcüğün gerçek anlamı dışında bir misal yaptım. Teşekkür ederim alakanıza…

Sıcak yaz..

çok sıcakYine bir sıcak temmuz. Yıl 2000li yılların başı. Bekarım ve annemlerle kalıyorum. Sıcak bir temmuz ayı. Ne yiyebiliyor ne içebiliyoruz. Ne gezip ne yatabiliyoruz. Şimdide olduğu gibi o yıllarda ne klimamız nede vantiketörümüz var. Bazen çarşılarda rahatlamak için yalandan banka yada ptt şubedine gidip serinliyorum.

Allah’ım ne arza nede arşa sığabiliyoruz. Toprapın altındakiler de havadakilerde huzursuz. Alev hem yerden hemde gökten yağıyor. Ağaçların yaprakları büzüştü sıcaktan toprak çatladı.

Yine rahat edemediğimiz bir gece vakti. Bir şort uyuz it gibi dolaşıyorum evde.
Ev birinci katta ve yol ile sıfır. Yer seviyesindeyiz ama sıcak konusunda bir fark yok. Gece yaklaştı ve herkes yattı. Bende yatayım dedim. Yatağım pencerenin yanında . Yatağa uzanıyorum ve ayağımı açık olan pencereden dışarı atıyorum. Bacağımın altı acımasın diye birde yastık koyuyorum altına.

Hiç bir şey umrumda değil artık. Biri görecekmiş ayağıma değecekmiş. Soluk aldıkça alev yutuyorum gece bile.

Uyumuşum….

Uykum bile huzursuz kötü rüyalar. Bir ara rüyamda ayaklarımı basbayağı birşey yalıyor. Bir anda korkuyla bağırarak uyanıyorum.

Aman Allah’ım.iyağmur

Bu ne yağmur. Üstüm başım hep ıslanmış. Ayağımı çekip pencereyi kapatıyorum. Sana şükürler olsun Rabbim. Versende vermesende biz senin rahmetine muhtacız.

Bardaktan boşanırcasına yağıyor ilk panikten kurtulup sevinçle tekrar pencereyi açıyorum. Sepken ve serin rüzgar yüzüme vuruyor. Gülümseyerek dakikalarca izliyorum.

Hatim…

Yıl 1980-81 tam hatırlamıyorum. Çok küçüğüm. Bir ramazan günü. Daha okula bile gitmiyorum. Ramazan ayı yine böyle bir hazirana rastlıyor. Tabi şimdi anlıyorum o zamanlar bunu idrak edemiyorum. Büyükler oruç tutuyor oruç ne onuda bilmiyorum. Ama farklı günler onu anlıyorum.

Bir gün annem bize ninenize gidin orada hoca kuran okuyor dinleyin dedi. Kuran Allah biraz anlıyorum ama o kadar neticede 5-6 yaşlarındayım. Kız kardeşimle koşarak ninemin evine dalıyoruz. Ninem bizi görünce gülüyor ve sus işareti yaparak yere oturtuyor. Odada genç bir abi var oda yatağa bağdaş kurmuş oturuyor. Bir hazırlık içinde ve biz merakla izliyoruz.kuran

Oldukça yaşlı olan ninemizde zor hal sandalyeye oturuyor. O yıllarda ninemiz 85 yaşından fazla ve oldukça fazla bir işitme kaybı var. 90lı yıllarda 100 yaşına yakınken vefat ediyor. Çok severdik onu. Dedemin annesi annemin anneannesi olurdu. Muhterem ve çocuklarını yetiştirmek için çok çile çekmiş genç yaşta dul kalmış bir anne idi.1462654531582

Hoca sonunda torbanın içinden kalınca bir kitap çıkarıyor. Ki kitap pekde görmüyoruz. Evimizde pek kitap yok. Kağıt kalem bile yok. Kağıtı bazen ekmeğe sarılmış görüyoruz oda nadiren o yıllarda poşet kullanımı zayıf. Herkes file yada bez torba kullanıyor. Bazen ekmeğe sarılmış buluyoruz kağıdı onla oynuyoruz. Demekki kağıt kitap pahalı yada bulunmuyor. Ama fırında var bizde yok.

Hoca küçük bir öhö öhö çekip Kuran dedikleri kitabı tersten okumaya başlıyor. Küçük gözlerle pür dikkat dinliyoruz. Hoca anlamadığımız bir dilde çok güzel bir şarkı söylüyor sanki. Eski virane ev bu güzel şarkıyla inliyor. Ninem başını öne eğmiş hafif hafif sallanıyor sandalyede.  Hoca okuyorda okuyor. Toplam 3 kişiye. İlk defa kuran dinliyorum. çok ilginç geliyor bana. çok zaman sonra bitiriyor okumayı ve iki elini yüzüne sürüyor. Ninemde sürüyor. Bizde aynen taklit ediyoruz.

Hoca kitabı toplayıp başıyla ninemi selamlayıp gidiyor. Ninem bize dönüp bizi seviyor. Yarında gelin deyip ellerimize şeker sıkıştırıyor. Sevincimizden kuş oluyoruz. Gelmezmiyiz yarında şekerin hatrına Allah dinlemeye. Zatende başkada gidecek yer yokki. Koşarak evin yolunu tutuyoruz.

Sizde bu kutsal günlerde kurtuluşun hatrına Allah kelamını dinlemeyi sakın unutmayın…

Açtı mola şu ….

hikmetyıldızgöreleNefesim biraz düzeliyor ve oturduğum yerde başımı kaldırıp bakıyorum. Fındık yeşili,armut yeşili,erik yeşili,mandalina yeşili daha neler neler. çocukluğumun geçtiği eski ev ve onun kapıları. Yine buralara bahar gelmiş ama her yer ı eski yerler değil. Virane olmaya çok yaklaşmış. Kapılar ot bağlamış dallar sapa sola sarkmış. Yol olmayan kapıya yol gelmiş, Ninemin evi yıkılmış yerine aparman yapılmış.

Ey gidi günler ey. Gözümde bir film şeridi gibi geçiyor anılar. Babaannem sanki ineklerle ahırdan çıkıyor. Dedem kapıdaki armut ağacının dibinde oturmuş sanki enfiyesini çekiyor. Kardeşlerin etrafta geziyor ,annem ocak başında aş hazırlıyor . Eski çöten yok artık. Köpek kulübemde. Ne babaannemin otu samanı nede annemin yakacak odunu. Hele nerde dedemin tavukları.

Bahar gelmiş buralara ey adına dulandığım yüce Rabbim. Bakıyor bakıyorum. çokta güzel günler geçirmedim buralarda ama yinede çok seviyorum.

Gözüm tarladaki büyük armut ağacına gidiyor. Hiç değişmeyen o var. 40sene evvelde sanki aynıydı. Yemişi lezzetsiz ama heybeti harika. Bu armutu belki başka hiçbir yerde görmedim. Belki bu cins armutun son ağacı.

Bir tazelik kokusu doluyor burnuma. Bu baharın ilk kokusu. Ve senede birkez birkaç gün oluyor. Kalkıyorum yerinden ve getirdiğim poşeti alıp eski tarlamıza iniyorum. Kalırsa benden yine birşey kalsın diye bir portakal fidanı getirmiştim onu buluşturuyorum toprakla. Çokta küçük bir fidan otların boyu kadar. çeviriyorum etrafını çalılarla ezilmesin diye. Artık dönelim sonkez bakıyorum geriye ve o sivas türküsü dökülüyor dudaklarımdan.

Sarardım ben sarardım,senin için sarardım.
Baş yastıkta göz yolda,her geçene sorardım.
Ak dağlar yeşil bağlar, gurbette yarim (garip) ağlar.

Açtı mola şu sivasın gülü yaprağı, çekti bizi bu yerlerin suyu toprağı…

Allah yar yar….

Trt de gördüm. Şok oldum. Bu nasıl bir yorum, nasıl bir ses. Cem karaca söylüyor. Allah yar yar..

Tüylerim diken diken oldu. Bu şarkıyı daha önce duymuştum ama çok ilgimi çekmemişti. Belki dikkatli dinlemedim. Geçenlerde trt de görünce ekrana yapışıp kaldım. Sonra defalarca internetten dinledim ve ağladım. Cem karaca’ya neler söylerler birde. Bir dervişin ağzından bile böyle Allah yar denildiğini duymadım. Nasıl bir yorum aman Allah’ım.

İçim titredi dinlerken ve ağladım. Yüce rabbim ona rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun Cem Karaca…